ISSN: 1301-255X
e-ISSN: 2687-4016

Bahattin Yaman

Süleyman Demirel Üniversitesi | İlahiyat Fakültesi | Türk İslam Sanatları Tarihi Anabilim Dalı | Isparta | Türkiye https://ror.org/04fjtte88

Anahtar Kelimeler: Acâib, Acâibü’l-Mahlukât, Kazvînî, Osmanlı kitap sanatları, Kitap resmi.

Giriş

Olağanüstü varlıklara her kültürde ve her daim ilgi olmuş, tuhaf varlıklarla ilgili çeşitli kitaplar yazılmıştır. İslam medeniyetinde de ilginç olay, mekân ve yaratıklarla ilgili çeşitli eserler hazırlanmıştır. Genel anlamda “Acâibü’l-büldân”, “Acâibü’l-Hind”, “Acâibü’l-mahlûkāt” gibi isimlerin verildiği (Kut, 1988, s.315-317), coğrafya, seyahat ve olağandışı yaratıkları konu edinen çeşitli kitaplar yazılmıştır. Seyahat, coğrafya, tıp, botanik, kozmografya gibi konuları ihtiva eden türde pek çok eser telif edilmiş olsa da bunlar arasında Kazvînî’nin Acâibü’l-Mahlûkāt’ı eseri oldukça beğenilmiş ve farklı dillere çevrisi yapılmıştır. Her ne kadar ʿAcâibü’l-Maḫlûḳāt ve Garâibü’l-Mevcûdât adlı eser ilk olarak Muhammed b. Mahmûd et-Tûsî es-Selmânî tarafından 12. yüzyılda yazılmış olsa da Zekariyyâ İbn Muhammed elKazvînî (ö. 682/1283) tarafından yazılan Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât adlı aynı isimli eser meşhur olmuştur.

Gerek Türkiye gerekse Avrupa ve Amerika kütüphanelerinde çok sayıda resimsiz Acâibü’l-Mahlûkât yazmalarına karşılık musavver Acâibü’l-Mahlûkât nüshaları da yer almaktadır. Bu eserin birçok nüshasının günümüze dek ulaşmış olması yüksek kültürlü çevrelerde rağbet gördüğüne işaret eder.

Acâibü’l-Mahlûkât eserlerinde özellikle denizler, denizlerdeki adalar ve bu adalardaki varlıklar geniş yer tutar. Bazı adalardaki zenginliklerden altın kaynaklarından, hatta altından binalardan bahsedilmektedir. Acâibü’l-Mahlûkât türü yazmaların İslam dünyasında 13-14. yüzyılda yazılıp yaygınlaşması, sonrasında Avrupa’ya taşınması söz konusudur. Avrupa’da coğrafi keşiflerin 15. yüzyılda başlaması tesadüf olmasa gerek. Bu anlamda, coğrafi keşiflerin başlamasında İslam dünyasında yazılan, özellikle Doğu dünyasındaki zenginlikleri ve gizemleriyle dikkat çeken yerleri anlatan Acâbü’l-Mahlukât’ın da keşiflerin başlamasında ve gelişmesinde etkin rol oynadığı düşünmek yanlış olmayacaktır.

Musavver Acâibü’l-Mahlûkât nüshalarını Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi olarak üç dilde görmekteyiz. Resimli nüshalar tarih olarak 13. yüzyılın sonundan 19. yüzyıla kadar geniş bir zaman yelpazesine dağılmaktadır. Musavver yazmaların hazırlandığı bölge olarak da Hindistan’dan İran, Irak ve İstanbul’a kadar geniş alana yayılmıştır. Farklı resimli nüshalar olsa da Türkçe Acâibü’l-Mahlûkât’ların en bilineni Sürûrî’nin tercümesinin nüshalarıdır.

Sürûrî tercümesinin bilinen üç nüshası vardır. Bunlar İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi (III. Ahmed 3632), Londra British Library (Or. 7894) ve Oxford Bodleian Library’ye (Ms. Turk, d. 2) kayıtlı olan Tercüme-i Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât adlı nüshalardır. Her ne kadar çalışmanın amacı, Oxford nüshasının kodikolojik, üslup ve ikonografik olarak incelenmesi olsa da, benzer kalıp ve ikonografik unsurların kullanıldığı İstanbul ve Londra nüshalarıyla da karşılaştırmak, benzer ve farklı olan yönlerini de ortaya koymaktır.

1. Eserin Yazarı ve İçeriği

1.1. Eserin Yazarı

Müellif Ebû Yahyâ Cemâlüddîn Zekeriyyâ b. Muhammed b. Mahmûd el-Kazvînî, 1202 tarihinde bugün İran’ın kuzey batısında yer alan Kazvin’de doğmuştur. Eğitim için Dımaşk’a giden Kazvînî’nin orada 1233 yıllarında Muhyiddin İbnü’l-Arabî ile karşılaştığı bilinmektedir. Öğrenim hayatı ile ilgili fazla bilgi bulunmayan Kazvînî’nin, Musul’da hendese ilminde üstad olarak belirttiği Esîrüddin el-Ebherî’den ders aldığı kaydına rastlanmaktadır. Abbâsi halifesi Müstansır-Billâh (sal. 861-862) döneminde Hille ve Vâsıt kadılıkları yapmıştır (İzgi, 2022, s.160).

Bağdat, Kazvînî’nin Vâsıt şehri kadılığı yaptığı süreçte 1258 yılında İlhanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarı Hülâgû (sal. 1256-1265) tarafından İlhanlı hâkimiyeti altına alınmıştır. 1283 tarihinde Vâsıt’ta vefat eden Kazvînî’nin cenazesi Bağdat’a götürülmüş ve orada defnedilmiştir (İzgi, 2022, s.160). Kazvînî yazdığı eserin mukaddimesinde kendisinin Vâsıt şehrinde kadı olduğunu ve nesebinin Enes b. Malik’e dayandığını[1] ifade etmektedir.

1.2. Eserin İçeriği

Zekeriyyâ b. Muhammed Kazvînî, Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât adını verdiği eserini 1280 tarihinde, yani vefatından 3 yıl önce yazmıştır. Kazvînî kitabını mukaddime, makale ve hatime olarak isimlendirdiği bölümlere ayırmıştır. Dört mukaddimenin ilkinde acib/acâib kavramını, ikinci mukaddimede mahlûk ve mahlûkâtın taksimini, üçüncü mukaddimede garîb/garâib kavramını, dördüncü mukaddimede ise mevcûd ve mevcûdatın sınıflandırılmasını ele almıştır.

Kazvînî’nin eserini şöhrete ulaştıran kısımlar dört mukaddimeden sonra yazdığı makale olarak isimlendirdiği iki bölüm ve hatime olarak isimlendirdiği son bölümdür. Kazvînî, ulviyyât yani semâvî âlemle ile ilgili konuları on üç nazar adını verdiği alt başlıklarda toplamıştır. Bu nazarlar feleklerin hakikati, Kamer, Utârid, Zühre, Şems, Merih, Müşteri, Zuhal felekleri, sabit felekler, on iki burç feleği, feleklerin feleği, gök sakinleri ve zaman konularından oluşur.

Süfliyyat, yani dünya âlemi ismini verdiği ikinci makale ise altı nazardan oluşmuş olsa da birinci makaleye göre daha hacimlidir. İkinci makale anâsır-ı erbaa, ateş, hava, su, arz küreleri ve kâinat gibi konularını ihtiva eden altı nazardan oluşur. Nazar isimli başlıkları, kendi içinde fasıl ismini verdiği alt başlıklara bölmüştür. Kâinat konusunu madenler, bitkiler, ağaçlar, hayvanlar, insanlar, cinler, kuşlar, haşeratlar, vahşi hayvanlar, binek hayvanları gibi ayrı ayrı fasıllarda ele almıştır.

Kazvînî eserin son kısmını hatime olarak isimlendirmiştir. Bu bölümü, şekli ve sureti garip kavimler, melez hayvanlar ve nadir görülen sureti garip canlılar olarak üç kısımda ele almıştır (Kitâb Acâibü’l Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât, Bavarian Library, cod.arab 464, vr. 7b-8b).

2. Eserin Mütercimi ve Tercüme Edilmesi

Kozmografya, coğrafya, botanik, zooloji, tıp, eczacılık ve seyahat gibi farklı konuları içeren ansiklopedik bir eser olan Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât oldukça beğenilmiş, Farsça ve Türkçe dâhil olmak üzere farklı dillere çevrilmiştir. Osmanlı okurlar için çok sayıda Türkçe çevirisi yapılmıştır.[2] Saray tarafından çeviri görevi verilen bilim insanlarından biri de Muslihuddin Mustafa Sürûrî’dir. 1492 yılında Gelibolu’da doğan Sürûrî Kara Dâvud İzmitî, Taşköprizâde Mustafa Efendi gibi dönemin önemli şahsiyetlerinden ders görmüş, 1524’te Gelibolu Sarıca Paşa ve 1526’da İstanbul Pîrî Mehmed Paşa Medreselerinde müderrislik yapmıştır. 1548 yılında, Kanûnî Sultan Süleyman’ın (sal. 1520-1566) Şehzadesi Mustafa’nın (ö. 1553) hocalığına getirilmiştir. Eğitim görevini sürdürürken, sırdaşı olduğu Şehzade Mustafa’nın katledilmesi nedeniyle 6 Ekim 1553’te inzivaya çekilen Sürûrî, 7 Cemaziye’l-evvel 969’da (13 Ocak 1562) koleradan ölmüştür. Sürûrî’nin, belagatle ilgili telif kitapları yanında çok sayıda tercümesi de vardır(Güleç, 2010, s.170-172).

Sürûrî 1553’te tercüme ettiği Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât’ın başında “İmdi bu emre binaen bende-i keminesine ferman eyledi bu kitabı şerh ve beyan eyledi” (Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 2a) ifadesiyle tercümeye bizzat hocalığını yaptığı Şehzade Mustafa’nın isteği üzerine başladığını yazmıştır. Kitabın sonundaki şu ifadelerden Sürûrî’nin şehzadenin öldürülmesi üzerine eserin tercümesini tamamlamadan bıraktığı anlaşılmaktadır: “… Çün te’lif-i kitâb bu mahale vâsıl oldu ve ehli dillerde maârif ve mezkûre hâsıl oldu. Kitâb-ı mezkûrun te’lifine bâis olan ve tehamm-i maârifi ve mazari-i kulûbde hâdis olan Sâhib- Saâdeti’l-Ukbiyi Hazreti Sultan Mustafa bi takdîr-i ilâhi mazhar-i kahr-i Padişâhî vâki olup hocası olan Sürûrî fakîri bu emirden dilker olup te’lifinden ferâgat kılub kitâb nâtamam kalub bu ikisine hayr dua olunmak içün mâceraya işaret olundu. Bunlara dua-i hayr ile yâd idene Allah teâlâ rahmet eylesün. Temetti’l-Kitâb” (Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 159a).

Sürûrî, dört mukaddime ve birinci makaleyi tamamlamış, ikinci makalede, dördüncü nazarın üçüncü faslında yani Bihâr-ı Seb’a (yedi deniz) bahsinde “Bilâd-ı Zenc” konusunu yazarken tercümeyi bırakmıştır.

3. Sürûrî Tercümesinin Resimli Nüshaları

Kazvînî’nin Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât isimli eserinin, kendisi henüz hayatta iken, ölümünden üç yıl önce 1280 yılında, bugün Münih’te olan (Bayerische Staatsbibliothek, cod. arab. 464) resimli bir nüshası hazırlanmıştır (Berlekamp, 2011, s. 15). Nüshanın 212b numaralı yaprağındaki ketebe kaydında, hicri 24 Şevval 678 (27 Şubat 1280) tarihinde Muhammd bin Muhammed Ali ed-Dımeşkî tarafından yazıldığı belirtilmiştir. Yine takip eden süreçte 1302-1303 yıllarına tarihlenen British Library’deki (Or. 14140) nüsha ve 1322 tarihinde de Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi’ne (Yenicami 813) kayıtlı yazma musavver, Arapça nüshalardan bazılarıdır[3] . Sonraki süreçte gerek Arapça, gerekse Farsça ve Türkçe çok sayıda resimli olarak hazırlanmış Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât nüshaları mevcuttur.

Kazvîni tarafından kaleme alınan eserin Sürûrî tercümesi olan Tercüme-i Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât adlı kitabın bilinen üç resimli nüshası bulunmaktadır. Bunlar, çalışmamıza konu olan Oxford Bodleian Library’deki nüsha, (Ms. Turk, d. 2), Londra British Library’deki nüsha (Or. 7894) ve İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki (III. Ahmed 3632) nüshadır. Nüshaların hiçbirinde ketebe kaydı bulunmamaktadır. Londra ve İstanbul nüshalarının sonunda metnin tercüme tarihi olarak Zilkade 960-Ekim 1553 verilmiştir.

Toplamda 146 resim ve diyagramın yer aldığı İstanbul nüshasının (TSM, III. Ahmed 3632) 1590’ların başında hazırlandığı (Bağcı vd, 2006, s.207; Akalay, 1979, s. 613) düşünülmektedir. 134 varaktan oluşan eserin resim sayısının diğer iki nüshaya göre daha az olması, nüshanın farklı yerlerinde kayıp sayfaların olmasından kaynaklanmaktadır (Tablo 1). Padişah nüshası olduğu tahmin edilen nüshanın resimleri Nakkaş Osman’ın yanında çalışmış olan Nakkaş Hasan’ın (ö. 1622) bilinen diğer eserlerdeki tasvirleriyle örtüşmektedir. Bu derece benzer üslup, figür ve kalıpların kullanılması göz önüne alınarak nüshanın Nakkaş Hasan ve ekibi tarafından hazırlandığı kabul edilmektedir. (Akalay, 1979, s. 613; Tanındı, 1977, 6, s. 122; Bağcı vd, 2006, s.207; Tanındı, 2006, 32, s. 330).

İstanbul nüshası gibi 16. yüzyılın üçüncü çeyreğine tarihlenen, toplamda 157 resim ve diyagramdan oluşan ve 24,5x16 cm boyutlarındaki Londra nüshası (BL, Or. 7894) 172 varaktan oluşmaktadır ve nüshanın sayfalarında eksiklik yoktur. Yazmanın orijinal olmayan cilt sırtında ve sayfa aralarında “Plut. CCXXXV. B”, “British Museum”, “Museum Britannicum” kayıtları yer almaktadır. Kitabın zahriye sayfasındaki mühürde “Muhammed” ve 1a numaralı yaprağa basılı olan sekizgen mührün kenarlarına doğru Sâdi Şirâzî’ye atfedilen[4] na’tın bir bölümü olan,

“Belağa’l-ûlâ bi-kemâlihi. Keşefe’d-ducâ bi-cemâlihi. Hasunet cemî’i hısâlihi. Sallû aleyhi ve âlihi”[5] şeklinde Arapça dörtlük yer alır. Ortadaki dörtgen çerçeve içinde “kilâdis ceymis riç” şeklinde Türkçe olmayan sözcükler yazılıdır. Doğal olarak bu ifadelerin kaynak dildeki karşılığı Claudius James Rich şeklinde şahıs ismidir. Claudius James Rich, 1787-1821 tarihlerine yaşamış, Ortadoğu’da uzun süre kalmış, hatta İstanbul’da da bir müddet bulunmuş olan İngiliz gezgin, iş insanı, aynı zamanda koleksiyonerdir (Rich, 1836, s. xv-xxxiii). 1813-1814 yıllarında İstanbul’da kaldığı bilinen Rich’in yazma eseri bu tarihlerde elde ettiği, kendi adına mühür hazırlatıp mühürlediği anlaşılmaktadır. Mühür, gayrimüslim birinin, üzerinde Hz. Muhammed’e övgüler olan şiirle kendi adına mühür yaptırması bakımından ilginç bir örnektir (Resim 1).

Nüshanın tanıtımı ve resim konuları ilk olarak Norah M. Titley tarafından yayımlanmış olup nüshanın Kapıcıbaşı Ahmed Ağa için hazırlandığı belirtilmiştir (Titley, 1981, s. 69; Tanındı, 2002, 3, s. 51). Tasvir, üslup ve kalıpları bakımından Nakkaş Hasan tarafından hazırlanan Topkapı nüshası resimlerine oldukça benzeyen Londra nüshanın[6] 1b ve 2a sayfalarındaki şemse şeklindeki zahriye tezhipleri içinde yer alan “Bi-resmi kitâbhâne-i iftihâru’l-e’âzım ve’l-ekâbir mecmeu’l-meânî ve’l-mefâhir reîs-i bevvâbî, es-saltanati’l-kâimeti’l-ulyâ hazreti Ahmet Ağa. Lâ zâlet ebvâbu saâdeti meftûhati ve’l-bekâ billâhi”[7] (Resim 2) ifadelerinde görüldüğü üzere yazmanın Başkapıcı Ahmet Ağa[8] için hazırlandığı anlaşılmaktadır.

Londra ve İstanbul nüshalarının her ikisinin işçilik kalitesi üst düzeyde olsa da, Londra nüshası, yoğun olarak altın kullanılması ve unvan sayfasından önce karşılıklı iki sayfada zahriye tezhibi olması bakımından İstanbul nüshasından ayrılmaktadır. Buna karşılık İstanbul nüshası, 1b-2a sayfa kenarlarının halkâri tarzı tezhip ile bezenmesi ve çoğu sayfalarda satır aralarının yaldızlı olması bakımından Londra nüshasından ayrılmaktadır. Her iki nüshanın resimlerine benzer kalıpların kullanıldığı Oxford nüshası, 16. yüzyılın sonuna tarihlenen Londra ve İstanbul nüshalarındaki üst seviyedeki işçiliğin yanında daha geri planda kalmaktadır. Yazı üslubundan da anlaşıldığı gibi farklı müstensihler tarafından hazırlanan nüshalardan, metin ve tasvir sayısının eksik olması İstanbul nüshasının bazı yapraklarının sonraki süreçte yok olduğunu gösterir.[9]

4. Oxford Nüshasındaki Temellük Kayıtları ve Mühürler

Osmanlı arşivi kayıtlarında “acâib” kavramı ile tarama yapıldığında bahse konu eserle ilgili herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Buna karşılık 20. yüzyılın başına doğru Mısır’da basılan el-Acâib Gazetesi’nin “munzır neşriyat” içeriğinden dolayı Osmanlı topraklarına girişine müsaade edilmemesi ile yasaklamaya dair çok sayıda belge yer almaktadır.

Oxford nüshasının yan kağıtlarındaki çeşitli not ve mühürler, kitabın dolaşımına dair fikir vermektedir. Nüshanın istinsah tarihi ile ilgili herhangi bir kayıt olmasa da Bodleian Kütüphanesi’ne ulaşmadan önce kimlerin mülkü olduğuna dair kayıtlar vardır. 1a numaralı varakta yazılı, tarihi belli olan temellük kayıtlarının en eskisi 1700 yılına aittir. “Temellekehü el-hakîr Derviş Mehmet Girây Çekerî, gufira’l-lâhü zünûbehü. Sene isney aşere mie ve elf min hicre 1112” kaydından anlaşılacağı üzere kitabın 1700 tarihindeki sahibi Derviş Mehmet Giray Çekeri’dir (Resim 3).

1730 tarihine geldiğinde, “Sâhibühü el-fakir ila edebi’s-samed Halil Mehmed İstanbuli, gufire lehüma, fi subhi’ş-şabani’l-muazzam selase ve erbain ve mie ve elf min hicre. 1143.” (Şubat-Mart 1731) kaydından bu tarihte eserin mülkiyetinin Halil Mehmet İstanbulî’ye geçtiği anlaşılmaktadır. Ayrıca temellük kaydının hemen altındaki mühürde Halil isminin yer alması mührün de aynı kişiye ait olduğunu düşündürür. Yine 1a numaralı varakta yer alan “Ömer Efendi’ye verilmiş fi 21 Safer Sene 82” ifadesinden kitabın 7 Temmuz 1768’de Ömer Efendi adlı bir kişiye geçtiği anlaşılmaktadır.

Kayıtların arasında “Adet-i meclis 155” ifadesinin yer alması da dikkat çekmektedir. “Meclis” sözcüğü kitabın sadece sahipleri tarafından değil, bir dönem kıraathaneler, kahvehaneler, köy odaları, camiler gibi halka açık mekanlarda bir topluluk önünde okunması geleneğini[10] akla getirmektedir. İlgili nüshadaki resim ve diyagramların sayısının 157 olduğu göz önüne alındığında, «adet-i meclis 155» ifadesindeki 155 sayısının bu resimleri ifade ettiği anlaşılmaktadır. Benzer şekilde, İstanbul nüshasının 1b numaralı yaprağında da “Meclis 155” ifadesinin yer alması, tasvir sayısını ifade ettiğinin göstergesidir.

Ayrıca silik ibarelerden en az dört temellük kaydının daha olduğu tahmin edilmektedir. Temellük kayıtları olduğu düşünülen notlar, el değiştiren kitabın yeni sahibi/sahipleri tarafından silinmiş olmalıdır. Her ne kadar sahipleri bilinmese de, bu durum kitabın çok daha fazla el değiştirdiğini göstermektedir. Temellük kayıtlarının arasında yer alan ve içinde “Abdühü Mustafa” yazan bir mühür, kitabın hem başına hem de son sayfasına basılmıştır.

Bundan sonraki süreçte kitabın Osmanlı topraklarından çıktığı görülmektedir. Kitabın ana metninden önce, restorasyon sırasında eklendiği tahmin edilen yan kağıdında yer alan “Bought by Bodleian in Feb. 1889 from Baillieu cat. 333 (ooo.516) for 180 f” kaydından Bodleian Kütüphanesi’nin, kitabı 180 Frank’a Baillieu’dan aldığı anlaşılmaktadır[11].

5. Eserin Fiziki Özellikleri ve Tarihlendirilmesi

Toplamda 159 varak olan eserin cildi özgün değildir. Yaklaşık 26x16 cm boyutlarındaki yazmanın ciddi bir restorasyondan geçtiği anlaşılmaktadır. Bazı yaprakların yıpranmış, yırtılmış yerleri kâğıt işlenerek tamamlanmıştır. Tüm sayfalar ve formalar elden geçirilerek ve restore edilerek yeniden ciltlenmiştir[12]. Kenar suyu baskı ile oluşturulmuş koyu kırmızı renkli cildi (Resim 4), Osmanlı cilt üslubundan oldukça uzaktır. Yan kâğıdı olarak benzer şekilde Batı tarzı tezyinat baskılı kâğıt kullanılmıştır. Bu özellikleri ile nüshanın Avrupa’ya geçişinden sonra ciltlendiği anlaşılmaktadır.

Nesih hattı ile yazılan eserin, baştan sona aynı müstensih tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır. Metin ve resim kenarları, içi altın yaldızla doldurulmuş cedvellerle çerçevelenmiştir. Ketebe kaydı ya da herhangi müstensih ismi bulunmamaktadır. Başlıklar ve resim açıklamaları kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Kırmızı rengin tonundan başlıkların, kırmız böceği ile hazırlanan la’lî mürekkep ile değil civa sülfür içerikli zincifreden hazırlanan kırmızı mürekkep ile yazıldığı anlaşılmaktadır.

Nüshanın hazırlanış tarihi ya da dönemi ile ilgili bilgi bulunmamaktadır. Herman Ethe tarafından hazırlanan katalogda nüsha hakkında bilgi verirken tarihlendirme hususunda ayrıntıya yer verilmemiştir (Ethe, 1930, II, s. 1177). Buna karşılık Bodleian Kütüphanesi internet sitesinde nüsha tarihi olarak 16. yüzyıl kaydı bulunmaktadır. Nüshanın kayıtlarından tarih belirlenemediğinden tarihlendirmek için nüshanın fiziki yapısı ile tasvir ve tezhip üsluplarına bakmak gerekmektedir. Kitabın özgün cildi olmadığı için cilt özelliğinden yola çıkarak tarihlendirme söz konusu değildir.

16. yüzyılın sonuna doğru hazırlandığı bilinen Londra (Or. 7894) ve İstanbul nüshalarının (III. Ahmed, 3632) unvan tezhibi, 16. yüzyıl tezhibi üslubunda yapılmıştır. Buna karşılık Oxford nüshasında, diğer iki nüshadan farklı olarak serlevha şeklinde tezhip çalışması vardır (Resim 5). Oxford nüshasındaki tezhip çalışmasının işçilik ve üslubu göz önüne alındığında, 16. yüzyıl Osmanlı saray nakkaşhâne üslubu olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca kullanılan renkler, motif ve desenler, işçilik kalitesi açısından da klasik dönemden uzak olduğu, daha çok 17. ve 18. yüzyılda görülen üslup olduğu düşünülmektedir[13]. Tezhip üslubunun 17 veya 18. yüzyıl üslubu olduğu düşünülecek olursa, resim işçiliği bakımından da İstanbul ve Londra nüshalarının gerisinde olan Oxford nüshasının 16. yüzyıldan çok daha geç bir dönemde hazırlanmış olabileceği söylenebilir. En erken tarihli temellük kaydının 1700 olması, yazmanın 1700’den önce hazırlandığının kanıtıdır. Tasvir ve tezhip işçilikleri ile temellük kayıtları göz önüne alındığında, yazmanın 17. yüzyılda, hatta 17. yüzyılın ikinci yarısında hazırlandığını düşünmek yanlış olmayacaktır.

İstanbul ve Londra nüshalarının bütün işlemlerinin tamamlanmış olmasına karşılık Oxford nüshasının diyagramlarının yazılarının yazılmadığı, eksik kaldığı görülmektedir. Bu özelliği ile bu nüshanın en azından bir sultana takdim edilmediği tahmin edilmektedir. Eserin diğer iki nüshadan daha sonraki bir süreçte hazırlanması Sürûrî tercümesine olan ilginin sonraki süreçte de devam ettiğinin göstergesidir.

6. Eserin Resimleri

6.1. Resimlenen Konular

Eserde 147 resim, 10 diyagram olmak üzere toplamda 157 tasarım bulunmaktadır. Diyagram konularını güneş ve ay halleri, ay tutulması, güneş tutulması, semâvât, güneş sistemi, fal dairesi, Mescid-i Haram kıble yön dairesi, güneş ve kavs, kuzey-güney güneş açıları ve dünya haritası şeklinde sıralamak mümkündür.

Nüshada dört mukaddimeden sadece garib kavramanın açıklandığı üçüncü mukaddimede tasvir yer alır. Birinci mukaddimede aceb kavramı, “yaratıcının eserinin keyfiyetini bilmeyince kişinin şaşırmasıdır” şeklinde açıklanırken şu örnek verilir: “Bir kimse eşek arısı kovanını görmemiş olsa onu görünce hayrete gelüp o sebepten ki bilmez onu, bu acâib şekli kim düzmüştür der” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 3a). Ancak konu ile ilgili herhangi bir resim yer almaz. Buna karşılık üçüncü mukaddimede, genele aykırı az şey diye açıklanan garib/garâib kavramı için şu örnek verilir: “İmam Şâfi radıyallâhü anh demiş ki, Arz-ı Yemen’de bir insan gördüm. Belinden aşağısı bir, belinden yukarısı iki beden, dört eli iki başı var ve iki yüzü var. Bir yüzü avrat ve bir yüzü erkek yüzüdür. Yirler içerler ve birbiriyle kâh çekişürler ve kâh barışırlar.” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 7b) Konu ile ilgili tasvirde figür, iki ayaklı tek gövdeli dört kollu iki başlı siyam ikizi şeklinde canlandırılmıştır. Cinsiyetleri ifade için erkek bedenin saçı omuzlara kadar, kadın olanın saçı beline kadar sarkmış olarak çizilmiştir (Resim 6).

Birinci makale olan Ulviyyât ana başlığı altında gezegenler, sabit yıldızlar, semâvâtta sâkin olan melekler ile ilgili resimlere yer verilirken, “zaman” başlığı altındaki konularda tasvir kullanılmamıştır. Ulviyyât ana başlığında Utarit, Zühre, Merih, Müşteri, Zuhal gezegenlerinin tasvirlerine karşılık 47 takımyıldızı resmi yer alır. 12 burç da takımyıldızları arasında sayılmıştır. Takımyıldızların biçimlerinden bahsederken ayrıca imgenin içindeki ve dışındaki yıldızların sayısını da verir: “Sureti sâliseti aşer. Yirmi bir sûretinde Havva’dır. Bu bir recül sûretinde kâim ve iki elleri ile bir yılan dutar ve bunun dâhili surette olan kevâkibi yirmi dörttür. Hârici sûrette olan beştir” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 32b). İlginçtir ki, takımyıldızın ismi Havva olmasına karşılık erkek suretli denilmiştir. Metne uygun olarak yılan tutar şekilde görselleştirilen takımyıldızında, dâhilî ve hâricî yıldızlar metinde belirtilen sayılara uygun olarak canlandırılmıştır. (Resim 7)

Resimlerin çoğu ikinci makale olan Süfliyyât ana başlığı altında yer alır. Süfliyyât konusunun “ateş” alt başlığı altında resim kullanılmazken “hava” alt başlığıyla tanımlanan bölümün rüzgârlar bahsinde dört resim yer alır. Tüm yazmada yer alan tasvirlerin neredeyse yarısı Süfliyyât bahsinin “kürre-i madde” alt başlığı altında yer alan yedi deniz ve bu denizlerdeki adalarda yaşayan garip yaratık ve canlılar konularında yoğunlaşmıştır. Bu bölümde Bahr-ı Çin, Bahr-i Hind, Bahr-i Fâris gibi büyük denizlerden bahsedilir ve sonrasında bu denizlerdeki adalara ve adalarda yaşayan yaratıklara dair açıklamalara yer verilir. Örneğin Hind Denizi’ndeki Bertail Adası’ndan bahsederken “Bu cezîrede bir dürlü âdem dahî olur ki başları yok gözleri göğüslerindedir.” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr, 119a) şeklinde açıklamalara yer verilir (Resim 8).

6.2. Resim Metin Uyumu

Nakkaş ya da nakkaş ekibi, tasvirlerin tasarımında mümkün olduğunca metne bağlı kalmaya çalışmıştır. Örneğin tavşan takımyıldızının betimlemesi için “Erneb. Bunun kevâkibi on ikidir ve arab ol dört kevkebe ikisi bedeni üzerinde ikisi ayağı üzerindedir. Bu tavşan suretindedir ki önü mağrib cânibine ardı meşrık tarafındadır. Ve başı ardına döndürmüşdür” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 39b) şeklindeki metne uygun olarak başı arkaya dönük tavşan şekli çizilmiştir. Takımyıldızların semada olduğunu vurgulamak için olsa gerek, tüm takımyıldızlarında Çin kültüründen geçtiği bilinen, 15. yüzyıldan sonra Türk sanatında önemli bir yere sahip olan bulut motiflerinden (Doğanay, 1999, s.225) oluşan arka plan kullanılmıştır (Resim 9).

Bilinmeyen, tuhaf yaratıkların canlandırılmasında, hayal gücünü çok zorlamadan düz mantık çizimleri yapılmış, metin yalın olarak resme aktarılmıştır. Örneğin, Bahr-i Kulzüm ile ilgili konuda “Ve anda bir balık olur ki cümle âzası balık gibi başı baykuş başı gibidir” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 130a) şeklindeki metinle bahsedilen hayvan tasvirinde, normal balık gövdesi ve baykuş başı kullanılmıştır (Resim 10).

Tasavvuru zor olan canlılar da mümkün olduğunca basitçe aktarılmaya çalışılmıştır. Örneğin, deniz hayvanları bahsinde “Ve biri şol hayvandır ki ana şeyhu’l-Yahûd (Yahudi ihtiyarı) dirler. Yüzü insan gibi ak ve sakalı var, ak benekli kurbağa gibi ve tüyü sığır tüyü gibi ve cüssesi buzarağından (boz renginden) farklıca ve buna onun için şeyhü’l-Yahûd dirler ki sebt (Cumartesi) gecesi karaya çıkar…” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 137b) şeklinde anlatılan hayvan, kurbağa gövdeli, yaşlı bir erkek başlı şeklinde yalın olarak çizilmiştir. Her ne kadar metinde sığır tüylü cüsseli dese de nakkaş kurbağa formunu esas almıştır. (Resim 11)

Sadece figürler değil olaylar da mümkün olduğunca detayları ile tasvir edilmiştir. Deniz hayvanları bahsinde yer alan hikâyenin resimlenmesi buna örnektir: “Hikâye. Selâm-ı Tercümân dimiş. el-Vâsık Billah didikleri halife düşünde görmüş. Seddi İskender yıkılmış. Pes ol halife Selâm-ı Tercümân görmeye göndermiş, ol tarafta birkaç gün mukim olmuş. Ol diyârın halkı bir balık şikâr eyleyüp kulağın delüp urgan dakup kenara çekdiler. Anın kulağı içinden bir câriye çıktı. Hûb rû ve dirâz-ı mûy-i siyâh çeşmi ve sîm ten çün taşra çıktı. Feryâd idüp iki elleri ile yüzüne yapışup ve saçların yolup hicâb ittiğin izhâr edip hak teâla onun göbeğinden dizine varıncaya dek berrak perde halk eylemiş ince bez gibi. Pes halk anı duttular amma çok sağ olmayıp öldü” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 139b). Metindeki balığın urganla çekilmesi, içinden çıkan cariyenin ellerini yüzüne yapıştırması ve avret mahallinin örtülmesi gibi önemli detaylar resme yansıtılmıştır. Metinde geçen, balığın kulağının, solungacının delinip urgan bağlanması gibi bir detayın bile resme yansıtılması, nakkaşın metne uyum hususundaki hassasiyetinin dikkat çekici bir göstergesidir. (Resim 12)

Metinde detaylar olmadığında nakkaşın tasvirinde genel geçer kalıpların kullanıldığı anlaşılmaktadır. Örneğin Zuhal gezegeni ile ilgili “Bil ki Zühal bir nühs yıldızdır müneccimler bunu nahs-i ekber dirler. Zîra nahv-ı sittede merihden ziyâdedir ve harablığı ve helâki ve fesâdı ve havfı ve hüzni ona isnâd iderler. Zühal Türkler ve Avanlara mensubdur” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 19b) şeklinde genel açıklamaya yer verilirken şekli hakkında bilgi verilmemektedir. Buna karşılık çok kollu oturan insan şekli resmedilmiştir. Zühal gezegeni için farklı dönem ve bölgelerde hazırlanan yazmalarda birbirine yakın kalıpların kullanıldığını görmekteyiz. Benzer kalıpların farklı nüshalarda da kullanıldığı görülmektedir (Resim 13). Ay tasvirinde de, metinde fiziki şekli ile ilgili açıklama olmasa da Oxford nüshasındaki iki eliyle hilal tutan oturan insan figürüne benzer kalıpların geçmişinin 13. 14. yüzyıla kadar uzandığı görülmektedir (Resim 14). Tüm bu benzer kalıplar, nakkaşların kendilerinden önce yapılmış tasvirlerden etkilendiğini göstermektedir.


Rüzgârlar, üfleyen insan başlarıyla canlandırılmıştır. Resimdeki canlandırma metinde yer almaz; metinde sadece rüzgârların geldiği yer ve olumlu-olumsuz yönlerinden bahsedilir. Örneğin şimal rüzgârı ile ilgili şu şekilde açıklamalara yer verilir: “Bârid-i yâbisdir. Zîrâ bir memleketten eser ki güneş o vilâyet üzerinden geçmez. Ol vilâyette karlar ve yağmur ve buzlar çok olur. Ol memlekette denizler yokdur sahrâlar ve dağlar çokdur. Ânın çün bârid-i yâbis olur. Ve cenûb yelinden pek eser, zîrâ târidreler ve dağlar arasında uğrar. Zîrâ şimâl tarafında dağlar çoktur. Târirden çıkıp geldiğiçün hiddet kesb ider, lüleden akan su gibi. Ammâ bedeni sahih eyler, ve dimağa kuvvet verir ve rengi sâfî eyler ve havâssı sahih kılur ve şehveti harekete getürür…” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 100a-100b) Diğer üç rüzgâr şekli ile ilgili de anlatım vardır. Rüzgârın fiziki formu ile ilgili bir açıklama yer almaz. Güneş ve Ay şekli tasarımında insan figürünün kullanıldığı gibi rüzgâr için de, metinde yer almasa da insan figürü kullanılmıştır. (Resim 15) Resimli Sürûrî tercümeleri, Farsça ve Arapça nüshalarda resimlenmeyen rüzgârların tasvirlerine yer verilmesi bakımından farklılık arz etmektedir. Rüzgârların bu şekilde insan figürüne benzetilerek çizilmesi, Avrupa portolan çizimlerinde rüzgâr için kullanılan figürleri; özellikle dünya haritası çizimlerinde, kenarlarına ya da dört köşeye yerleştirilen, rüzgârı temsilen büst şeklindeki üfleyen insan figürlerini hatırlatmaktadır.

6.3. Resimlerin Üslup Açısından Değerlendirilmesi, İstanbul ve Londra Nüshaları ile Karşılaştırılması

Gerek Oxford gerekse İstanbul ve Londra nüshalarında aynı metin ve resim kalıplarının kullanılması bu eserlerin aynı dönemde hazırlandığı düşüncesini oluştursa da Oxford nüshası tasvir ve tezhip işçiliğindeki kalite bakımından İstanbul ve Londra nüshalarından ayrılmaktadır. İstanbul ve Londra nüshaları, resim tezhip üslubu açısından bakıldığında, 16. yüzyılın dördüncü çeyreğinde görülen üsluptadır. Oxford nüshasındaki resimlerin üslubu diğer iki nüsha üslûbu ile karşılaştırıldığında, aynı kalıplar kullanılmış olsa da, daha sonraki bir dönemde farklı bir nakkaş tarafından hazırlandığı görülür. Aynı kalıpların kullanılması, Oxford nüshasın resimlerini hazırlayan nakkaşın iki nüshayı ya da en az birini gördüğüne işarettir. Oxford ve Londra nüshasının, İstanbul nüshasının aksine takımyıldızları çiziminde dâhilî ve hâricî yıldızların gösterilmesi bakımının ortak özellikler taşıması, Oxford nüshasını resimleyen nakkaşın en azından Londra nüshasını gördüğüne işarettir.

Oxford nüshasında, tepeler farklı renklerde çizilerek bariz bir şekilde birbirinden ayrılmıştır. Ayrıca çoğu resimde ağaçlar, detaylar yok edilerek oval daire şeklinde çizilmiştir. Nüshadaki deniz imgelerinin tamamının siyah renkte olmasından, başlangıçta boya olarak gümüş yaldız kullanıldığı sonrasında zamanla oksitlenerek karardığı anlaşılmaktadır (Resim 16).

Kuzey, güney, sabâ ve debûr rüzgâr figürleri yandan çizilirken, ay, güneş, güneş halesi, kemiksiz insan, figürleri cepheden çizilmiştir. Geri kalan tüm insan ve melek figürleri ¾ profilden resmedilmiştir. Hatta o kadar ki, meleklerin secde etmesinde bile, gerçekte mümkün olmayacak bir şekilde ¾ profilden canlandırılmıştır. Londra ve İstanbul nüshalarında figür yüzleri Oxford nüshasının aksine yandan resmedilerek daha gerçekçi görselleştirilmiştir. (Resim 17)

Londra ve İstanbul nüshalarında diyagramların yazıları mevcut iken Oxford nüshasının diyagramlarının çizimi yapılmış olmasına karşılık yazıları tamamlanmamıştır. Bu da gösteriyor ki Oxford nüshası tam olarak bitirilmemiş, eksik kalmıştır. (Resim 18)

Padişaha takdim edildiği düşünülen İstanbul nüshası, detaylara verilen önem göz önüne alındığında, yıldız ve gezegenler konusunun tasvirlerinde fonksiyonellik bakımından geri planda kalmıştır. Takımyıldızların görselleştirilmesi örneklerinden de anlaşılacağı üzere Oxford ve Londra nüshalarında fonksiyonellik ön plandadır. Örneğin, metinde Nehir takımyıldızı “Bunun kevâkibi otuz dörttür. Bu bir ırmak suretindedir…” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 39a-39b) ifadeleriyle açıklanmıştır. Oxford ve Londra nüshalarında basit bir nehir çizim üzerinde, konunun aslı olan 34 yıldızı gösterilmeye çalışılırken, buna karşılık İstanbul nüshasındaki canlandırmada, asıl konu olan yıldızlarla ilgili hiçbir imgeye yer verilmeden detaylı ve daha estetik nehir çizimi yer almıştır. (Resim 19)

Oxford nüshasını diğer iki nüshadan ayıran özelliklerden biri de yıldız ve gezegenleri canlandırırken abartılı bir şekilde bulut motifleri kullanılmasıdır. İstanbul nüshasında yıldız ve gezegen tasvirlerinde zemin olarak sadece mavi renk kullanılırken, Londra nüshasında bulutu simgeleyen küçük şekiller kullanılmıştır. Oxford ve Londra nüshalarını İstanbul nüshasından ayıran önemli özelliklerden biri de her iki nüshada da takımyıldızlarını oluşturan yıldızların, metinde ifade edilen sayıya uygun olarak benekler şeklinde gösterilmesidir.Her üç nüshada da genel anlamda benzer kalıpların kullanıldığı görülmektedir. Ancak yine de detaylarda farklılıklar dikkat çekmektedir. Sözgelimi Hind Denizi’ndeki Sirkûne Adası’ndan bahsederken “Anda bir er ki marnîn dirler ve bir avrat ki marnîne dirler idi. İkisi bir hisâr ve bir nice köşk ve kubbe ve çardak binâ etmişlerdir ki her bir taşı bir büyük gemiye yüklense gark ider idi” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 122a) diyerek her üç nüshada da figür duruş ve hareketleri aynı kalıptadır. Ancak Oxford nüshasındaki kubbeli yapıları ve şahnişiniyle, kale tasviri ile diğer iki nüshadan ayrılmaktadır (Resim 20). Oxford nüshasındaki mimari tasarım daha çok 18. yüzyıl mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Benzer şekilde Bahr-i Fâris’te gerçekleşen uzun hikâyede, girdaba yakalanan gemiden ıssız bir adaya çıkan Isfahanlı tüccarın bir kuş tarafından kurtarılmasının (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 126b-128a) görselleştirildiği tasvirde Londra ve İstanbul nüshalarında kuş büyük deniz kuşu şeklinde çizilirken, Oxford nüshasında diğer iki nüshadan farklı olarak Simurg şeklinde canlandırılmıştır. (Resim 21)


Nakkaşların metindeki çelişkiden dolayı zaman zaman çizimde zorlandığı konular da olmuştur. Örneğin, Kas Adası’ndaki bir yaratık anlatılırken metinde şu bilgiler verilir: “Cezâyiri bahhri hinddendir cezîre-i kâs. Bu dahî bir büyük adadır ve kâs bir canavardır bu adada olur dört bucaklu teni vardır, eşkinbe gibi. Başı ve gözü ve ağzı kânidedir bilinmez ve gayet de heybetlü avazı var ve kimse bilmez ki avazı neresinden çıkar altı ay bu adada âşikâre olur altı ay görünmez, kimse bilmez kânide gider ve ne ekl ider…” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr.120b) Metindeki dört köşeli işkembe şekli çelişkilidir. Burada Oxford nüshası dört köşeyi esas alırken diğer iki nüsha doğrudan işkembe şekli çizilmiştir. (Resim 22)

Bazen üç nüshada da aynı konudaki resimlerde nakkaşların farklı imgeleri vurguladıkları görülmektedir. Sözgelimi Bahri Muhît’te Cezire-i Râbih’teki yaratıklar şu şekilde anlatılır: “Ve anda âdeme benzer mahlûk vardır yeşil ve ak ve kara gövdeleri ve kanadları vardır uçarlar ammâ halkları vahşîler gibidir, âdemden kaçar ve sözleri anlanmaz ve anda ağaçlar vardır anların yemişleri yerler ve ağaçdan bir ağaca uçarlar.” (Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Ms. Turk D. 2, vr. 113a) Her üç nüshada da bahse konu yaratıklar kanatlı olarak çizilmiştir. Oxford nüshasında, metindeki yeşil, beyaz ve siyah tenli şeklindeki ayrıntıya rağmen her üç figür de beyaz tenli uçan kanatlı insanlar şeklinde çizilmesine karşılık Londra nüshasında yeşil, beyaz ve siyah tenlerine vurgu yapılmıştır. İstanbul nüshasında ise diğer iki nüshada görülmeyen, ağaçtan ağaca uçan yaratıkların yemiş yemelerine vurgu vardır. (Resim 23)

Sonuç

Oxford Üniversitesi Bodleian Kütüphanesi’ne kayıtlı olan Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât (Ms. Turk D. 2), Zekeriyyâ b. Muhammed Kazvînî (ö. 1283) tarafından yazılan Acâbü’l-Mahlukât ve Garâibü’l-Mevcudat adı eserin Muslihuddin Mustafa Sürûrî’nin (ö. 1562) 1553’te yapmış olduğu tercümesinin, 16. yüzyılın son çeyreğinde hazırlandığı bilinen İstanbul (III. Ahmed 3632) ve Londra (Or. 7894) resimli nüshalarından sonra, 17. yüzyılda hazırlandığı anlaşılmaktadır. Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât (Bodleian Ms. Turk D. 2), üzerindeki temellük kayıtlarından da anlaşılacağı üzere eser çok fazla sayıda el değiştirmiştir. Başlangıçta İstanbul’da olan nüsha 19. yüzyıla doğru İstanbul’dan çıkmış, sonrasında Baillieu mülkiyetine geçmiş, en son 1889’da Bodleian Kütüphanesi tarafından alınmıştır.

Farklı müstensihler tarafından yazılan Oxford, Londra ve İstanbul nüshaları metin olarak aynı olsa da dönemin hükümdarı III. Murad için hazırlandığı düşünülen İstanbul nüshasında eksik sayfalar bulunmaktadır. Oxford nüshasında metin olarak eksiklik olmasa da diyagramların yazılarının eksik olmasından tam olarak bitirilmediği anlaşılmaktadır.

Oxford yazmasının tasvirleriyle, daha önce hazırlanan İstanbul ve Londra nüshalarındaki tasvirlerde aynı kalıplar kullanılmıştır. Bu da ilk bakışta her üç nüshanın aynı atölyenin ürünü olduğunu düşündürmektedir. Ancak detaylardaki hassasiyet ve işçilik açısından Oxford nüshasının, İstanbul ve Londra yazmalarının gerisinde kalması ve eserin başındaki tezhip çalışmasının üslubunun çok daha geç dönemlerde görülen üslupta olması, Oxford nüshasının diğer iki nüshadan çok daha sonra hazırlandığını göstermektedir. Oxford nüshasın daha geç dönemde hazırlandığı göz önüne alındığında, diğer iki nüsha ile böylesine benzer ya da aynı kalıp ve ikonografik unsurların kullanılması, dönem farklı olsa da resim programı ve ikonografik yorumların aynı olması, programın sürekliliğini göstermesi bakımından önemlidir.

Farklı dönemlerde farklı bölgelerde, farklı dillerde hazırlanan onlarca resimli Acâibü’l-Mahlûkât nüshasının olması, İslam dünyasının bu kültüre olan merakını göstermektedir. Osmanlı sarayının da bu ilgiye kayıtsız kalmadığı, bizzat hükümdar ve önemli şahsiyetler için Sürûrî tercümesinin resimlenmesini programına aldığı anlaşılmaktadır. Oxford nüshası, İstanbul ve Londra nüshaları gibi Osmanlı medeniyetindeki “acâib kültürü” zevkini yansıtan güzel örneklerden biridir.

TABLO 1:





KAYNAKÇA

Birincil Kaynaklar

Acâibü’l- Mahlûkât ve Garâib’ül-Mevcûdât, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi, Yeni Cami Koleksiyonu, 00813.

Acâibü’l Mahlûkât, Bodleian Loud 132.

Acâibü’l Mahlûkât, Bodleian Ms Pers d 61.

Kitâb Acâibü’l Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât, Münih Bavarian Library, Cod.arab. 464.

Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Bodleian Lib., Ms. Turk D. 2.

Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, British Lib., Or. 7894.

Tercüme-i Kitâb-ı Acâib’ül-Mahlûkât, Topkapı Sar., A. 3632.

Zübdetü’t-Tevarih, Türk İslam Eserleri Müzesi, No 1973.

İkincil Kaynaklar

Akalay, Z. (1979). “XVI. Yüzyıl Nakkaşlarından Hasan Paşa ve Eserleri”, Milletler Arası Türkoloji Kongresi (İstanbul, 15-20 X 1973) Tebliğler 3. Türk Sanatı Tarihi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkiyat Enstitüsü Yayınları, İstanbul, 607-626.

Bağcı, S., Çağman, F., Renda, G., ve Tanındı, Z. (2006). Osmanlı Resim Sanatı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

Berlekamp, P. (2011). Wonder, Image and Cosmos in Medieval Islam, New Haven, Conn, Yale University Press.

Doğanay, A. (1999). “Bulut Motifi ve Osmanlı Sanatındaki İlk Örnekleri”, Divan: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, S.6, 225-234.

Güleç, İ. (2010). “Sürüri, Muslihuddin Mustafa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, C.38, 170-172.

Ethe, Hermann, (1930). Turkish, Hindustânî, Pusthu and Additional Persian Manuscripts, 3 cilt, Clarendon Press, Oxford.

zgi, C. (2022). “Kazvînî, Zekeriyyâ b. Muhammed”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, C.25, 160.

Karaca, H. (2021). Mütercimi Meçhul Bir Acâyibü’l-Mahlûkât ve Garâyibü’l-Mevcûdât Tercümesi, Grafiker Yayınları.

Karaçöl, B. (2023). Arapça Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât (Süleymaniye Ktp., Yenicami, No:00813) Metin-Resim İlişkisi. [Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi]. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta.

Kut, G. (1988). Acâbü’l-Mahlûkât. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, C.1, 315-317.

Kut, G. (2003). Supplementary Catalogue of Turkish Manuscripts in teh Bodleian Library with Reprint of the 1930 Catalogue by H. Ethe, Oxford University Press.

Kut, G. (2010). “Acâibü’l-Mahlûkât”, Türk Edebiyatı Araştırmalar, Simurg Yayınları, 1-10.

Öztürk, Z. (2007) “Osmanlı Döneminde Kıraat Meclislerinde Okunan Halk Kitaplar”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt 5, Sayı 9, 2007, s. 401-445.

Rich, K. J. (1836), Narrative of a Residence in Koordistan, and on the site of ancient Nineveh: With Journal of a Voyage down the Tigris to Bagdad and an Account of a Visit to Shirauz and Persepolis (Vol. I & II), London, James Duncan Paternoster Row.

Rührdanz, K. (2012), “Illustrated Persian Ajāʾib al-Makhlūqāt Manuscripts and Their Function in Early Modern Times”, Society and Culture in the Early Modern Middle East: Studies on Iran in the Safavid Period, ed. Andrew J. Newman, Brill Publication, Leiden, 33–47.

Rührdanz, K., (2012) “Between Astrology and Anatomy: Updating Qazvînî’s Ajâ’ib al-makhlûqât in Mid-Sixteenh Century Iran”, Ars Orientalis, 42, 56-66.

Sarıkaya, B. (2019). Tercüme-i Acâibü’l-Mahlûkât (İnceleme-Metin-Dizin), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul.

Tanındı, Z. (1977). “Nakkaş Hasan Paşa”, Sanat, Kültür Bakanlığı Yayınları, Yıl: 3, Sayı: 6, s. 114-125.

Tanındı, Z. (2006). “Nakkaş Hasan Paşa” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, C.32, 329-330.

Tanındı, Z. (2002). “Topkapı Sarayı’nın Ağaları ve Kitaplar”, Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 3, Sayı: 3, s. 41-56.

Titley; Norah M. (1981). Miniatures from Turkish Manuscirpts: A Catalogue and Subject Index of Paintings in the British Library and British Museum, The British Library Publicaiton, London.

Yaman, B.-Karaçöl, B. (2023). “Sûret-i Garîb Hayvanât: 13. ve 14. yy. Arapça Acâibü’l-Mahlûkât Yazmalarında ‘Hâtime’ Bölümü Metin ve Resimleri”, Kalemnâme, Sayı: 15, Haziran 2023, 272-313.

Atıf: Yaman, Bahattin (2026). “Musavver Bir ‘Acâib’ Nüshası: Tercüme-i Kitab-ı Acâibü’l-Mahlukât (Bodleian Ms. Turk D. 2)”, Arış, Özel Sayı, Osmanlı Kitap Sanatları ve Musavver El Yazmaları: Yeni Örnekler, s. 19- 49

Etik Beyanı

Bu makale Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı tarafından 21 Kasım 2024 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen “Osmanlı Kitap Sanatları ve Musavver El Yazmaları: Yeni Örnekler Sempozyumu”nda sunulan bildirinin genişletilmiş halidir.

Yapay Zekâ Beyanı

Çalışmanın hazırlanma sürecinde yapay zeka tabanlı herhangi bir araç veya uygulama kullanılmamıştır. Çalışmanın tüm içeriği, tarafımca bilimsel araştırma yöntemleri ve akademik etik ilkelere uygun şekilde üretilmiştir.

Etik Komite Onayı

Bu çalışma, etik kurul izni gerektirmeyen nitelikte olup kullanılan veriler literatürtaraması/ yayınlanmış kaynaklar üzerinden elde edilmiştir. Çalışmanın hazırlanma sürecinde bilimsel ve etik ilkelere uyulduğu ve yararlanılan tüm çalışmaların kaynakçada belirtildiği beyan olunur.

Etik Bildirim

arisdergisi@akmb.gov.tr

Lisans

Bu makale Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisans (CC BY-NC) ile lisanslanmıştır.

Dizinleme Bilgileri

Dergi TR Dizin, ERIH PLUS, J-GATE INDEXING’de taranmaktadır.

Çıkar Çatışması

Çıkar çatışması beyan edilmemiştir.

Teşekkür

Oxford Bodleian Kütüphanesi’ne, Londra’daki British Library’ye ve Münih’teki Bayerische Staatsbibliothek’e, kütüphanelerinden temin edilen görsellerin ücretsiz olarak yayınlanmasına izin verdikleri için teşekkür etmek isterim.

Kaynaklar

  1. Kazvini’nin kensidisi ile ilgili vermiş olduğu bilgiler için bkz. Zekeriyyâ İbn Muhammed Kazvînî, Acâibü’l- Mahlûkât ve Garâib’ül-Mevcûdât, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi, Yeni Cami Koleksiyonu, 00813, vr. 6a; Kitâb Acâibü’l Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât, Bavarian Library, Cod.arab. 464, Münih, vr. 1a.
  2. Acâibü’l-Mahlûkât tercümeleri için bkz. Günay Kut, Acâibü’l-Mahlûkât, Türk Edebiyatı Araştırmalar, Simurg Yayınları, 2010, s.1-10; Hasan Karaca, Mütercimi Meçhul Bir Acâyibü’l-Mahlûkât ve Garâyibü’l-Mevcûdât Tercümesi, Grafiker Yayınları, 2021; Bekir Sarıkaya, Tercüme-i Acâibü’l-Mahlûkât (İnceleme-Metin-Dizin) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2019.
  3. Acâib konulu resimli yazmalar hakkında en önemli çalışma Gülru Necipoğlu danışmanlığında Persis Berlekamp tarafından ‘Wonders and their images in late medieval Islamic culture: “the wonders of creation” in Fars and Iraq, 1280-1388’ (Harvard University 2003) başlıklı doktora tezidir. Erken tarihli musavver Arapça nüshalarla ilgili yapılan çalışmalar için ayrıca bkz. Persis Berlekamp,, Wonder, Image and Cosmos in Medieval Islam, New Haven, Conn, Yale University Press, 2011; Karin Rührdanz, “Illustrated Persian Ajāʾib al-Makhlūqāt Manuscripts and Their Function in Early Modern Times”, Society and Culture in the Early Modern Middle East: Studies on Iran in the Safavid Period, ed. Andrew J. Newman, Brill Publication, Leiden 2003, pp. 33–47; Karin Rührdanz, “Between Astrology and Anatomy: Updating Qazvînî’s Ajâ’ib al-makhlûqât in Mid-Sixteenh Century Iran”, Ars Orientalis, 42, 2012, p. 56-66; Betül Karaçöl, Arapça Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât (Süleymaniye Ktp., Yenicami, No:00813) Metin-resim ilişkisi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2023; Bahattin Yaman - Betül Karaçöl, Sûret-i Garîb Hayvanât: 13. ve 14. Yy. Arapça Acâibü’l-Mahlûkât Yazmalarında “Hâtime” Bölümü Metin ve Resimleri, Kalemnâme, Sayı: 15, Haziran 2023, s. 272-313
  4. İnternet ortamında birçok sitede na’tın Sâdi Şirâzî’ye ait olduğu yer alsa da, ilgili na’t ya da mühürde geçen ifadelerin Sâdi Şirazi’nin manzum eserlerinde yer aldığının tespiti yapılamadı.
  5. Manzum olan metnin Türkçe çevrisi şu şekildedir: Kemali ile yüksek derecelere ulaştı. Cemali ile karanlıkları açtı. Bütün huyları güzeldi. O’na (Hz. Muhammed’e) ve ailesine dualar olsun.
  6. Zeren Tanındı Nakkaş Hasan’ın çalıştığı eserleri sıralarken, 1590-1595 civarında hazırlan Topkapı nüshasından sonra Londra Unger koleksiyonundaki Acâibü’l-Mahlukat adlı eseri yazmıştır (Akalay, 1979, s. 613). Tanındı’nın bahsettiği musavver Sürûrî tercümesinin, muhtemelen o tarihlerde Unger adlı bir koleksiyonda olduğu, sonraki süreçte ise Londra British Library’ye geçtiği tahmin edilmektedir.
  7. Metin günümüz Türkçesi ile şu şekilde ifade edilebilir: “Büyüklerin ve ileri gelenlerin iftihar kaynağı olan kitaphane görevlisi/sahibi, anlamlar ve faziletler toplanmış yüce saltanatın kapıcıbaşısı Hazret-i Ahmet Ağa’dır. Allah’ın lütfuyla mutluluk kapıları daima açık olsun.”
  8. Kapıcıbaşı Mehmet Ağa’nın kimliği tam olarak bilinmese de, 1590’larda ölen Valide Sultan’ın Üsküdar’daki camisinin bina emini de olan Kapıcılar Kethüdası Ahmet Ağa olabileceği ifade edilmektir (Tanındı, Bağcı vd, 2006, s.207 dipnot)
  9. Yazmanın yeni numaralanmasına göre 26. ve 27.’den sonra birer adet yaprak eksiktir. Ancak esas büyük boşluk melekler bahsinde 49. yapraktan sonra görülür. Sücûd meleklerinden sonra, Hârut ve Mârut bahsine kadar yaklaşık 6 yaprak eksiktir. Bir diğer eksikliği, reddadeden de açıkça anlaşılacağı üzere 130. yapraktan sonra görmekteyiz. Vr. 130b’deki sayfa altındaki reddade ile 131a numaralı sayfa başı uyumlu değildir. Arada yaklaşık 4 yaprak eksiktir.
  10. Kıraat meclisleri ve bu meclislerde okunan kitaplar için bkz. Zehra Öztürk, “Osmanlı Döneminde Kıraat Meclislerinde Okunan Halk Kitaplar”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt 5, Sayı 9, 2007, s. 401-445.
  11. Baillieu’nun kimliği tam olarak çözülememiş olsa da ilk olarak 1853 yılında kurulan Avustralya’daki Melbourne Üniversitesi Kütüphanesi’nde, yazma eserlerinde de yer aldığı Baillieu koleksiyonu akla gelmektedir. Söz konusu üniversite 19. yüzyılın ortalarında kurulmuş olsa da, Avustralya tarihinde önemli bir iş insanı ve siyasetçi olan William Lawrence Baillieu (1859–1936) ailesinin katkı ve bağışlarıyla inşa edilen üniversite kütüphanesi 1959 yılında açılmıştır. Ancak William Lawrence Baillieu’nun kitap koleksiyonculuğu ile bir bağlantısı olup olmadığı tespit edilemedi.
  12. Nüsha hakkında kısa katalog bilgisi için bkz. Ethe, 1930, II, s. 1177; Kut, 2023, s. 261.
  13. Değerlendirme için Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Celasin Tanrıver ve Ögretim görevlisi Betül Bilgin’e teşekkür ederim.

Şekil ve Tablolar