Giriş
Londra British Library’de (BL) Or 7354 numarasına “Kelile ve Dimne” başlıǧı ile yirmi yedi varaktan oluşan kısmi bir Osmanlıca yazma kayıtlıdır (resim 1-4). 26 x 16 cm boyutlarındaki yazmanın başı kayıp olduǧu için ne zaman, nerede ve kimin için kaleme alındığı belli deǧildir. Varak 27a’da metin son bulur. Sayfanın dibinde boşluk vardır, üstelik yazma “tamam” anlamına gelen “mim” harfi ile biter ancak hattat adı ya da istinsah yeri ve tarihi ile ilgili hiç bir bilgi yoktur. Son sayfa, “tercüme hatalarını mazur görünüz” benzeri kalıp cümlelerle noktalanır ama tarih ve istinsah yeri belirtilmez. Sayfaların sırası karışıktır ancak bazı sayfalar doğru sırayla ciltlenmiştir. Metin harekeli bir nesihle ve siyah mürekkeple yazılmış, bölüm başlıkları, bazı hikâye başlıkları ve tek tük kelime ise altın veya kırmızı mürekkep ile verilmiştir. Sayfaların metin kısmı zerefşanlıdır. Bâb-ı şeşom’dan Bâb-ı dehhom’a, yani altıncı bölümden onuncu bölüme (yedinci bölümün başlıǧı ise eksiktir) üç tane Farsça bölüm başlığı bulunan yazmada dört tane de nispeten ufak resim vardır (Resim 1-4). Resimler 8 cm genişliğinde ve 9 cm yüksekliğindedir. Her ne kadar resimleri nispeten basit olsa da yazmanın sayfa kenarlarındaki tezhipler o kadar detaylı, zengin, ve hatta olağan dışıdır ve hattı da o kadar itinalı ve temizdir ki, yazma zamanında lüks eserlere sahip olabilecek denli varlıklı bir hami için yapılmış olmalıdır.
Bu makaledeki amacım henüz hakkında bilimsel bir yayın bulunmayan bu yazmayı tanıtmak ve tarihsel yerine oturtabilmektir. Bunu da yazmayı kenar süsleri, hat ve resimler açısından inceleyip hakkında daha çok şey bildiǧimiz yazmalarla ilişkilendirerek yapmayı planlıyorum. Yazmanın on altıncı yüzyıl sonunda, İstanbul’da, Osmanlı saray çevresinden bir hami için, hatta belki de sultan III. Murad (saltanatı 1574-1595) ya da III. Mehmed’e (salt. 1595-1603) sunulmak için yapılmış olduǧu kanısındayım. British Library’deki kısmî yazmayı daha iyi anlamak için araştırma yaparken aynı yazmadan çıkmış olan ve bu gün üç ayrı koleksiyona daǧılmış olan sayfa ve resimleri de tespit etme fırsatım oldu. Makalenin bir diǧer amacı da bu yazmanın bütün parçalarını bir arada okura sunmaktır.
1. Kelile ve Dimne ve Osmanlı Saray Kütüphanesi
Kelile ve Dimne aslen Hindistan’da Sanskritçe yazılmış olan Panchatantra ve Mahabharata’da bulunan bazı hikâyelerin derlemesidir. İslamiyet’ten önce (altıncı yüzyılda) Pehleviceye tercüme edildiğinde Kelile ve Dimne adını almıştır. Sekizinci yüzyılda ise Pehleviceden Arapçaya İbn Muqaffa tarafından çevrilmiṣtir (Keegan 2021, 13-15; Cooperson 2005; Riedel 2010; Keegan ve Gruendler 2023; Thackston 2019). İslam dünyasının en sevilen edebi eserlerinden olan Kelile ve Dimne’nin birçok deǧişik versiyonu bulunur ve bunların da çok sayıda resimlendirilmiş nüshaları vardır (Grube 1991). Edebiyat uzmanı Matthew Keegan sekizinci yüzyıla tarihlenebilen sabit bir orjinal Kelile ve Dimne metnine erişmenin imkansız olduǧunu savunarak elimizdeki en eski yazılı nüshaların da on üçüncü yüzyıl ve daha sonrasına ait olduklarını hatırlatır (Keegan 2021, 15-20). Kelile ve Dimne, kitabın ilk kısmının ana karakteri olan iki çakalın isimleridir; hikâyelerin bir kısmı hayvanların, bir kısmı da insanların dünyasında geçer. Eserin bir de “çerçeve hikâyesi” vardır, burada fabllar yaşlı bir bilge (brahman) tarafından Hintli bir krala (raya) anlatılmaktadır. On dört bölümden oluşan metnin her bölümü bu ikisi arasında geçen bir konuşmayla başlar (Metnin İngilizce tercümesi için bkz. Nasrullah 2019).
Kelile ve Dimne Arapça’dan birkaç defa Farsça’ya ve Farsça’dan da birkaç defa Osmanlıca’ya çevrilmiştir. Onuncu yüzyılda Rudaki tarafından Farsça’ya çevrilen metin, sonra tekrar on ikinci yüzyılda Abu’l Meali Nasrullah Munshi tarafından Arapçadan Farsça’ya çevrilmiş ve on beşinci yüzyılda Kâşifi tarafından tekrar Farsça olarak yazılmıştır (Thackston 2019). Osmanlıca nüshalardan ikisi Kanuni Sultan Süleyman için çevrilmiş olup, en iyi bilineni Ali Çelebi’nin 1543’ten önce hazırladığı Hümayûnnâme’dir (Parladır 2016, Richard 2022). Hümayûnnâme meşhur geç dönem Timurlu yazar Hüseyin Vaiz Kâşifî’nin, Sultan Hüseyin Baykara’nın veziri Emir Ahmed Süheyli için hazırladıǧı Envâr-ı Süheyli adlı Farsça çeviriyi esas alır. On altıncı yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla kadar Osmanlı saray çevresinde en çok sevilen ve okunan eserlerden olup dördü resimli, yüz dokuz nüshası günümüze ulaşmıştır (Parladır 2016, s. 32). Şebnem Parladır eserin on altıncı yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen elli altı kopyasını tespit etmiştir. Bunların beşi Şam, dördü Kahire, üçü İstanbul, ikisi Baǧdat, biri Edirne ve biri Halep’te yapılmıştır (Parladır 2016, s. 32). Bu sayılardan eserin sadece İstanbul’da değil, vilayetlerde de sevildiği anlaşılır ancak benim için özellikle önemli olan nokta yüz dokuz nüshanın yarısından çoǧunun on altıncı yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olmasıdır. Parladır’ın tespit ettiği gibi bu yazmaların çoǧu üst düzey yönetici sınıfı için yapılmış kitaplardır.
On yedinci yüzyılda Osmanlı sarayındaki yaşamı anlatan Polonyalı iç oǧlanı Albert Bobovi’nin tarifine göre, saraydaki eǧitimleri sırasında iç oğlanları, “mülemma” denilen ve Türkçe, Farsça, ve Arapça’nın harmanlanmasından oluşan süslü inşa dilinde yazılmış kitaplar okumaktaydı. Bobovi bu kitaplar arasında Seyyid Battal, 1001 Gece Masalları, Kırk Vezir Hikâyeleri, ve Hümayûnnâme’yi sayar (Bobovi 1985, s. 78). Eserlerin hepsi genç-yaşlı deǧişik kitlelere hitap edebilecek heyecan ve macera dolu hikâyelerden oluşur. Aynı zamanda elit bir ortamda nasıl davranılacaǧına dair örnek teşkil edecek edep ve ahlak dersleri de içerirler. Sonuçta iç oǧlanları sarayda “Osmanlı” olmayı öǧreniyorlardı. Bu dersleri süslü bir Osmanlıca dilinde yazılmış eserler vasıtasıyla alıyor olmaları hiç de şaşırtıcı deǧildir. Halen Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde on iki kopyası bulunan Hümayûnnâme belli ki çok sevilen ve okunan bir eserdi; Osmanlı kimliǧinin oluşmasında da diǧer edebi eserler ile beraber aktif bir rolü vardı (Fetvacı 2013, s. 31-33). Vilayetlerdeki popülerliǧi belki de bu “Osmanlı” kimliǧini yaymak ya da sahiplenmek ile ilgili olabilir. Elimizdeki yazma da belli ki Hümayûnnâme ve benzeri eserlere ilgi duyulan bu kültürel ortamın bir parçası olarak üretilmiştir.
Kelile ve Dimne eǧlendirici bir ahlak ve macera kitabı olmanın ötesinde hükümdarlar için yazılmış ya da hükümdarlara sunulan nasihatname edebiyatının da bir örneğidir (Parladır 2016, s. 31, not 16; Howard 2007). Ali Çelebi’nin seçtiǧi başlık olan Hümayûnnâme zaten eserin bu boyutunu vurgular. III. Murad Dönemi’nde nasihatname türünde birçok eser hazırlanmış ve bu tür eserlerin en meşhur yazarlarından biri de Gelibolulu Mustafa Âli’dir (ö. 1600) (Fleischer 1986). Parladır, Cornell Fleischer’a dayanarak bize Mustafa Âli’nin üzerinde çalışmaya başladığı bir eserden söz eder (Parladır 2016 s. 31; Fleischer 1986, s. 43). Yazar, hamisi Lâlâ Mustafa Paşa ile birlikte Şam’da görevliyken (1563-68), Ali Çelebi’nin Hümayûnnâme’sini örnek alan Enisü’l-Kulûb adlı esere başlamış, ancak kitabı bitirememiştir (Sohrweide 1981, s. 985). Büyük bir Timurlu hayranı olan Âli’nin Hümayûnnâme’ye ilgi duyması eserin Kâşifî’nin Envâr-ı Süheyli adlı kitabının çevirisi olmasıyla da alakalı olabilir. Nasıl ki Kâşifî, Sultan Hüseyin Baykara’nın veziri için çalışmışsa, Âli de Sultan Murad’ın veziri için çalışmaktaydı. Lala Mustafa Paşa Şam beylerbeyiliǧinden sonra beşinci vezir olarak divana atanmıştı. Âli Şam’da Enisü’l-kulüb’ü yazarken hamisi henüz vezir deǧildi, ama o yolda ilerliyordu. On altıncı yüzyıl Osmanlı elitinin Timurlu hanedanına ve Timurlu kültür eserlerine olan hayranlıǧı bilinen konulardır. Âli bu projeyle Kâşifî ile arasında bir bağ kuruyor, belki de son derece popüler bir eser yorumlayarak beğenileceği kesin, okuru hazır bir kitap yazmaya çalışıyordu. Burada vurgulamaya çalıştıǧım nokta, Kelile ve Dimne / Envâr-ı Süheyli /Hümayûnnâme’nin genel olarak İslam dünyasında, özellikle de onaltıncı yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı elit tabakası ve saray çevresinde çok sevilen bir eser olduǧudur.
Hümayûnnâme’nin on altıncı yüzyıl saray çevresindeki popülerliği dolayısıyla, Or. 7354’ü incelerken acaba kitap resimli bir Hümayûnnâme mi diye merak ettim. Ne de olsa başka hiç bir resimli Osmanlıca Kelile ve Dimne örneǧi bilmiyordum. Ancak, British Library’deki metnin dili Hümayûnnâme’ye göre daha basit, hikâyeleri de daha kısadır. Anlatım tarzı açısından metin Hümayûnnâme ya da Envâr-ı Süheyli’den ziyade Nasrullah Münşî’nin 12. yüzyılda çevirdiği Kelile ve Dimne’ye çok daha yakındır. Örneğin, hem Hümayûnnâme hem de Kelile ve Dimne’de sekizinci bölüm ve Or. 7354’te onuncu ve son bölüm olan “Kral ve Finza Adlı Kuş” hikâyesinde (Hümayûnnâme’de ve Or. 7354’te kuşun adı Kubbere olarak geçer) bazı farkları kolayca görebiliriz. Hümayûnnâme’de kuş hem “baǧlara girip” hem “daǧlara gider” ve “âdemizâdenin görmediǧi” meyvelerden bulup getirir. Nasrullah ve Or. 7354’te ise kuş sadece daǧlara gider ve getirdiǧi meyve Or. 7354’te “âdemoǧlu anun adın işitmeyüb dururdu” diye tarif edilirken Thackston’un Nasrullah’tan yaptığı İngilizce tercümesinde “insanlar arasında adı olmayan bir meyve” diye geçer (Nasrullah 2019, s. 121, Ali Çelebi 2017, s. 855, Or. 7354 var. 19a). Yani Hümayûnnâme hikâyeyi daha çok detay verip daha süslü bir dille aktarırken, meyvenin bilinmezliǧini de daha deǧişik bir şekilde tanımlıyor, adı verilmemiş deǧil, görülmemiş bir daǧ meyvesi. Bu ufak fark (yani bir tarafta insanların hiç görmediǧi, diǧer tarafta ise adını bilmedikleri meyve) bize Or. 7354’ün dilinin doǧrudan Kelile ve Dimne’den etkilendiǧini gösteriyor.
Metin yer yer Nasrullah’ın Farsça metnini çok yakından tercüme etse de aralarında farklılıklar vardır. Hümayûnnâme ile Nasrullah’ın Kelile ve Dimne’sinde on dört bölüm bulunurken, Londra’daki eser on bölümlüktür. Or. 7354’deki bazı hikâyeler diğer eserleden farklı bölümlerdedir. Örneǧin Or. 7354 varak 1b’deki başlık “Bâb-ı şeşom der zagan ve bumān” (Altıncı bölüm: Kargalar ve Baykuşlar) olarak karşımıza çıkar. Yani diǧer iki eserde dördüncü bölümde olan “Kargalar ve Baykuşlar” burada altıncı bölümü oluşturur; diǧer eserlerdeki altıncı bölümde olan “Zahid ve Rasu” (Zahid ve Gelincik), burada sekizincide geçer; diǧer eserlerde yedinci bölümde olan “Kedi ile Fare” hikâyesi burada dokuzuncu bölümdedir; ve diǧer eserlerde sekizinci bölüm olan “Kral ve Finza [Kubbere] Adlı Kuş,” Or. 7354’te onuncu bölüm olarak geçer (Bkz Nasrullah 2019, Ali Çelebi 2017, Or. 7354). Bu farklılıklara raǧmen eserin Envâr-ı Süheyli’den deǧil Kelile ve Dimne’den Osmanlıca’ya çevrilmiş olduǧunu düşünüyorum. Kâşifî Envâr-ı Süheyli’yi üretmeden önce Timurlu elitleri de Nasrullah Münşî’nin eserini resimlettiriyordu. Bunların en meşhur örneklerinden biri halen Topkapı Sarayı Koleksiyonu’nda olan Baysungur Mirza için yapılmış olan nüshadır (TSMK R. 1022). Dolayısıyla, Osmanlıca bir Kelile ve Dimne çevirisi de Timurlu örneklerden rahatça esinlenmiş olabilir.
Orijinal metin ne olursa olsun, Or. 7354 hem Farsça hem de Osmanlıca olarak diǧer örneklerden daha basit bir dille yazılmıştır. Bu açıdan hem III. Murad hem de özellikle oǧlu III. Mehmed ve onların saray çevreleri için yazılmış sade dilli Osmanlıca eserleri hatırlatır (Fetvacı 2013, 47-48, 243-245). Kelile ve Dimne’nin dili ünlü kitap hamisi Babüssaade aǧası Gazanfer Aǧa (öl. 1603) aracılıǧı ile Osmanlıcaya çevrilmiş Baharistan, Destan-ı Ferruh ve Hüma, ve Miftah-ı Cifrü’l-cami gibi edebi ve dini eserlere benzer (Fetvacı 2013, 238-258). Kodikolojik özelliklerine baktıǧımız zaman da Gazanfer Aǧa’nın parmaǧı bulunan başka bir projeyle yakınlığı ortaya çıkar.
2. Or. 7354’ün Kodikolojik Özellikleri
Or. 7354 görsel açıdan, özellikle de kenar süslemeleri ve hat üslubuyla, çok iyi bildiğimiz iki sultâni yazmayı akla getiriyor. Bunlardan ilki Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndeki H 1365 numaralı Mustafa Âli’nin Nusretnâme’sidir. Eser 1584 yılında Gazanfer Aǧa aracılıǧı ile Mustafa Âli’nin denetiminde hazırlanıp III. Murad’a sunulmuştur. Diğeri ise Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ndeki 4969 numaralı Tarih-i Hind-i Garbi’dir, ki bu da 1584’te tamamlanmıştır (resim 6, 7, 9, 10) (Baǧcı, Çaǧman, Renda ve Tanındı 2006 165-169, 198-202). Nesih ve tezhip özellikleri dolayısıyla Londra’daki yazmanın tıpkı bu iki sultâni yazma gibi İstanbul’da 1580’lerde yapıldığı görüşündeyim.
Or. 7354, Nusretnâme ve Tarih-i Hind-i Garbi’deki kenar süslerinin birbirine benzediğini görüyoruz. Üstelik muhteşem bir üslupla işlenmiş kenarlar bu üç yazmayı III. Murad Dönemi’nin bilinen diğer sultâni yazmalarından hemen ayrıştırıyor (res. 5-10). Örneǧin, III. Murad Dönemi’ne ait ilk akla gelen Şehinşehnâme, Şehnâme-i Selim Han, Surnâme gibi ünlü sultânî eserlerin sayfa kenarları sade bırakılmıştır (Baǧcı, Çaǧman, Renda ve Tanındı, 2006, 116-155). En süslü sayfalara sahip olan Hünernâme’nin ikinci cildi bile sadece zerefşan ile süslenmiştir. Oysaki BL Or. 7354, TSMK H. 1365, ve BDK 4969’un halkari desenleri neredeyse barok denebilecek saz yaprakları ile çerçevelenmiş sarmal dallar ve katmerli çiçekler ile süslenmiştir. Üstelik yalnızca altın renkte değil, mavi, kırmızı, ve Nusretnâme’de yer yer yeşil renklerle süslenmiş, detaylandırılmışlardır. Dahası, sadece resimli sayfaların deǧil, bütün sayfaların kenarları aynı özenle süslenmiştir.
Londra’daki yazmada tekrar eden üç deǧişik tezhip kompozisyonu vardır. Üçünün de temelinde altın yaldızdan katmerli çiçekler ve saz yaprakları sayfa kenarını doldurur. Bazı sayfaların üst ve alt dış köşe ve dış kenar ortasında daha büyük ve renklendirilmiş bir çiçek alttaki sarmal dallardan çıkar (resim 5,6,7). Diǧer modellerden birinde alttaki sarmal dallar ve ufak çiçeklerin üzerine yerleştirilmiş yuvarlak madalyon şeklinde tekrar eden daha büyük bir çiçek vardır. En göz alıcı örneklerde ise metin kısmının üst ve alt dış köşesinden sayfa kenarına doǧru uzanan ikişer saz yapraǧı karşılıklı sayfalar bir araya geldiǧinde sanki metne baklava şeklinde ikinci bir çerçeve yaratır (resim 8,9, 10). Buradaki ögeler bazı açılardan Kanuni Sultan Süleyman Dönemi eserlerinin tezhiplerini hatırlatırken (mesela Muhibbi Divanı’nın sayfa kenarı süslerini), bazı açılardan da on yedinci yüzyıl başında yapılmış olan I. Ahmed’in albümlerindeki bazı detayları da anımsatır. Ama en yakın iki örnek BDK 4969 ve TSMK H 1365tir. BDK 4969 ve Nusretnâme’nin sayfa kenarlarında daha çeşitli bir tezhib repertuarına rastlarız, ancak yazmaların üçü de benzer bir estetiǧi devam ettirir. Kenar süslerinin zenginliǧine ve benzerliğine bakarak bu üç yazmanın da aynı ortamda ve aynı dönemde hazırlanmış olduǧunu varsayabiliriz.
Böyle bir tahmini kuvvetlendiren bir diğer nokta da TSMK H 1365, BDK 4969 ve BL Or. 7354’ün hat benzerlikleridir. British Library yazmasının harekeli nesih üslubu tam aynı olmasa da H 1365’teki Divan-ı Hümayûn hattatlarından Mustafa b. Abdülcelil’in eliyle yazılan temiz nesih hatta çok benzemektedir. H 1365’teki yazı biraz daha dar, Londra’daki yazma ise biraz daha geniş ve yaygın olarak yazılmıştır. Üç örneğin de hattı yukarıda adı geçen Baharistan ve Destan-Ferruh ve Hüma’nın harekeli nesihine de benzemektedir. Aynı elden çıkmış olmasa bile aynı dönem (1583-1603 arası) ve aynı kültürel ortamın eserleri oldukları şüphesizdir.
Yazmalar arasında tabii boyut farklılığı vardır. Nusretnâme 38.5 x 23 cm, Tarih-i Hind-i Garbi 31.5 x 18.5 cm ve Londra’daki yazma ise 26 x 16 cm büyüklüğündedir, yani diğer ikisinden küçüktür. Öte yandan Londra’daki kitaba boyut açısından yaklaşan ve sayfa kenarı süsleri (en azından resimli sayfa kenarları) renksiz olup sadece altın ile boyanmış olan bir eser vardır: 1590’da hazırlanmış olan Gencine-i Feth-i Gence (TSMK R 1296, resim 12). Her ne kadar talik hat ile yazılmış olsa da Gencine-i Feth-i Gence’nin tezhipleri ve resim üslubu Or. 7354 ile yakından ilişkilidir. Ancak Gencine-i Feth-i Gence’nin sayfa kenarı tezhipleri renklendirilmemiştir ve bütün kitabı kapsamazlar, tezhipler yalnızca minyatürlü sayfalar ile bunlardan hemen önce ya da hemen sonra gelen sayfalarda yer alır. Bu eser de darüssaade aǧası Mehmet Aǧa için hazırlanmıştır (Fetvacı 2013, 209-211).
Sonuç olarak tezhib ve hat açısından yazmayı 1580’ler ya da 1590’lara ve saray çevresine rahatlıkla oturtabiliriz. Belki de Gazanfer Aǧa Kelile ve Dimne’yi aynı Nusretnâme gibi padişaha sunmak üzere, ya da Baharistan gibi kendi koleksiyonu için ısmarlamıştır. Basit bir dille anlatılmış eǧlenceli hikâyeler hem III. Murad’ın hem de III. Mehmed’in sarayında çok seviliyordu (Fetvacı 2013, 43-48, 243-253). Gazanfer Aǧa’nın önayak olduǧu tercüme projeleri göz önünde bulundurulunca, bir de söz konusu yazmanın yine Gazanfer’in padişaha sunulmasına aracı olduǧu diǧer bir proje olan Nusretnâme ile benzerliǧi düşünülünce, haminin Gazanfer Aǧa olması olasılıǧı çok yüksektir.
3. Resim Üslubu
Londra’daki Kelile ve Dimne ile günümüze ulaşmış olan Hümayûnnâme’nin dört tane resimli nüshası arasında önemli görsel farklar vardır. Parladır’ın analizine göre bu dört resimli nüsha Kahire, Baǧdat ve Şam gibi eyalet merkezlerinde hazırlanmış ve talik hatla yazılmıştır. Resimleri BL Or. 7354’tekilerden çok daha detaylı ve büyüktür. Londra’daki yazmanın büyük olasılıkla İstanbul’da hazırlandığını göz önünde bulundurursak, bu farklılıklar hiç de şaşırtıcı deǧildir.
Or. 7354’teki ilk resim “Destan-ı şir ve har ve rubah,” yani “Aslan, Eşek ve Tilki’nin hikâyesi”ndendir (resim 1). Bu hikâyenin başlıǧı 5b’de verilir, ilgili resim ise 6b’dedir. Bundan önce varak 1b’de “Bâb-ı şeşom: der zagan ve buman” yani “Altıncı bölüm: Kargalar ve Baykuşlar” başlıǧı verilir ancak 1b’nin metni 2a’ya devam etmediǧinden aradaki eksik sayfalarda bölüm başlıǧı olup olmadıǧı kesin değildir; “Bâb-ı şeşom: der zagan ve buman” başlığı da büyük olasılıkla olması gerektiǧi yerde deǧildir. Nasrullah’ın Farsça Kelile ve Dimne’sinde bu hikâye “Maymun ile Kaplumbaǧa” konulu kitabın beşinci bölümünün bir parçasıdır (Nasrullah 2019, s. 105-107). Kendi başına avlanamayacak kadar zayıf düşmüş aslana sunmak için bir eşek arayan tilki, çamaşırcının eşeǧini kandırarak aslana gitmeye ikna eder. Resmin arka planında tilki ile eşek konuṣurken görülür. Ön tarafta ise çamaşır yıkayan bir kadın resmedilmiştir. Hikâyede ne olduǧunu anlamamız için gerekenler burada bize en az detayla aktarılmış, daha fazla bilgiye ihtiyaç duyulmamıştır.
Bir sonraki resim ise varak 9b’dedir ve “Zahid ve Gelincik” hikâyesindendir (resim 2). Varak 8b’de “Bâb-ı heştom der zahid ve rasu” (Sekizinci Bölüm: Zahid ve Gelincik) yazısıyla hem bölüm hem hikâye başlıǧı verilir. Zahidin eşi yeni doǧmuş bebeǧini ilk defa evde bırakıp hamama gider. Zahid evde bebekle yalnız kalmışken padişah çaǧırdıǧı için saraya gitmek zorunda kalır. Evdeki bebeǧi arkadaşı gelinciǧe teslim eder. Bu arada bebeǧin beşiǧine bir yılan girer, tam bebeǧi sokacakken gelincik yılanı öldürür. Zahid eve gelip de gelinciǧi kan içinde bulunca bebeǧe saldırdı zannedip onu sopasıyla dövüp öldürür. Sonra içeri girip yılanı ve zarar görmemiş olan bebeǧi bulur ve çok pişman olur. Karısı eve gelip onu teselli eder (Nasrullah 2019, s. 111). Sayfanın ortasında, yerde ölü yatan gelinciǧi, sopasıyla zahidi ve beşiğin yanında oturan zahidin karısını görüyoruz. Bu sayede sonuç özetleniyor ve hangi hikâyenin resimlendirildiğini kolayca anlamamız sağlanıyor. Aynı diǧer resimdeki gibi konu bize gayet ekonomik bir görsel ile aktarılıyor.
12b’deki “Bâb-ı nohhom: der gorbe ve muş ve rasu ve galevaç” (Dokuzuncu bölüm: kedi ve fare ve gelincik ve galevaç kuşu) başlıǧını takiben 13b’de ufak bir resim bize kedi ile fare (gorbe ve muş) hikâyesini gösterir (resim 3). Nasrullah’da bu hikâye yedinci bölümde yer alır, ancak gelincik (rasu) ve galevaç kuşundan Nasrullah hiç bahsetmez. Bir aǧacın altında yuvası olan fare tüm korkusuna raǧmen avcı tarafından tuzaǧa düşürülmüş kediye yardım eder. Resimde ise avcı, aǧaç, tuzaktaki kedi ve yuvasından başını çıkaran fare görülür. Bu da ilk iki resim gibi hikâyenin en temel unsurlarını göstermenin ötesine geçmez. Son kısmın başlıǧı olan “Bâb-ı dehhom: der peser-i malik ve murg-u Kubbere benam” (Onuncu bölüm: Kralın Oǧlu ve Kubbere Adlı Kuş) varak 17b’de verilir. Padişah ile Kubbere’nin dostluǧunu anlatan bu hikâye, Nasrullah ve Ali Çelebi’nin kitaplarında sekizinci bölümdedir. Varak 19a’daki resimde (resim 4) selvi aǧaçlarının önünde ve arkasında ayakta duran iki hizmetçi ile oturur pozisyonda bir padişah tipi görürüz. Bu resim hasar gördüǧü için orijinal hâli hakkında yorum yapmak biraz güç. Kubbere adlı kuşu resmin bugünkü hâlinde göremiyoruz, ama zedeli ve boyası bulaşmış kısımlarda sanki silinmiş bir öge bulunuyor. Resmin konusu, etrafındaki metinden çok rahat anlaşılmakta. Bu resimde de hemen ayrışan bir “padişah” tipi var (arkasındaki muhafızları padişahı tanımlayan birer öge gibi kabul ediyorum), ayrıca birkaç aǧaç ve bahsi geçen silik öge (belki Kubbere olabilir) ötesinde hiçbir detay verilmemiş.
Londra’daki yazmanın resimleri çok basit ve ufakken Nusretnâme ve Tarih-i Hind-i Garbi’de sofistike kompozisyonlar ve detaylı resimler görürüz. Bu iki yazmada resim üslupları ve resimlerin tam sayfaya yayılmış olmaları benzeşir ama Kelile ve Dimne’de durum farklıdır. Öte yandan Londra yazması kimi açılardan Nusretnâme’nin bazı detaylarını anımsatır. Mesela Or. 7354 9b’deki resmin içindeki kurşun damın resmedilme tarzı, ya da duvarı oluşturan tuǧlaların detayları hem Nusretnâme’deki hem de Gencine-i Feth-i Gence’deki detaylara benzer (resim 11, 12). Ayrıca Nusretnâme ve Kelile ve Dimne’deki padişah resimlerini (bkz. Resim 4 ve 13) karşılaştırdıǧımız zaman arkadaki altın fon, padişahın oturma tarzı ve selvi aǧaçları da benzer unsurlar olarak ortaya çıkar.
Ancak Or. 7354 varak 6b ve 9b (resim 1 ve 2) deki kadın figürlerini kıyafet ve yüz hatları açısından karşılaştırdıǧımız zaman aralarında bir kalite farkı olduǧu belli olur. Aynı fark resimlerin genel hatları ve detaylarında da bellidir. Varak 9b ve 19a’daki resimler (resim 2 ve 4) Londra’daki diğer iki resimden daha detaylı ve sofistike olarak resimlenmiş olsa da, varak 6b ve 13a (resim 1 ve 3)’ün alt kısmındaki biktiler varak 9b’de pencerenin içinden görülen biktilerle aynı naif üslupta boyanmıṣtır. Ancak zemin tasviri açısından bu iki resim (resim 1 ve 3) 19a’daki sahneden farklıdır. Bu resimlerin hepsinin bir mikdar elden geçtiǧini, resim 2 ve 4’ün orijinal hallerine daha yakın olduklarını düşünüyorum. Resimlerin orijinal halleri ise yazmanın hat ve tezhib kalitesine daha uygundur.
4. Bilmecenin Diğer Parçaları
Londra’daki Kelile ve Dimne, yazmanın içindeki bir nota göre, British Library Koleksiyonu’na 1909 senesinde Edward J. W. Gibb tarafından hediye edilmiş. Bundan üç sene sonra 1912’de Victor Goloubew adlı koleksiyoner Hümayûnnâme’den olduǧu söylenen ve Londra’daki yazmanın resimlerine çok benzeyen beş tane ufak minyatürü Paris’te satın alıp, 1914’te de Boston Museum of Fine Arts’a satmış (bkz resim 14-23).[1] Or 7354 ve Boston MFA’daki resimler Grube 1991’in kataloǧunda geçer ama aralarında bir ilişki kurulmaz. Or. 7354’ü Nasrullah’ın bir tercümesi olarak kaydeden katalog, Boston’daki resimleri ise Hümayunname’ye atfeder. Ben ise bu minyatürlerin de Londra’daki yazmaya ait olduklarını düşünüyorum. Boyut açısından bakarsak hepsi Or. 7354’teki resimler gibi sekiz santim genişliǧindedir; yükseklikleri biraz daha az olup altı ile sekiz santim arasında deǧişirler. Üslup açısından bunlar Londra’dakilerden de mütevazi resimlerdir. Bu fark aǧır rötuş görmüş olmalarının sonucudur. Boston’daki resimlerin arkalarında bulunan metne baktığımızda Londra’daki yazma ile benzerlikler daha açık belirli oluyor (bkz resim 14-23). Buradaki harekeli nesih hattı Londra yazmasının metnine neredeyse tıpatıp uyuyor. Ancak resimlerin arka tarafına yansıyan koyu renkler rötuş yaparken kullanılan boyanın belki de iyi kalite olmadıǧını, ve sayfaların arka taraflarını Londra’da olmayan bir aǧırlıkla gölgelendirdiǧini de ortaya koyuyor.
Boston’daki resimlerin konusuna baktıǧımızda daha fazla bilgi ediniyoruz. Aralarından bir resmin Nasrullah’ın Kelile ve Dimne’sinin birinci kısmındaki “Geveze Kaplumbaǧa” hikâyesini anlattığını kolayca tespit edebiliyoruz (resim 14-15). Bu resim ile TSMK H 359 numaralı ve Kahire’de yapılmış olan Hümâyûnnâme’deki “Geveze Kaplumbaǧa” resmi arasındaki yakınlık, Parladır’ın Boston’daki resimlerin Kahire’de yapılmış olabileceğini düşünmesine yol açmıştır (Parladır 2016, s. 38-39). Önerilen olasılıǧı tamamen göz ardı etmesek de kaplumbağalı bilindik sahnenin başka örneklerine baktıǧımızda benzer bir görsel kurgu ile karşılaşıyoruz. Geveze Kaplumbaǧa hikâyesinin çoǧu resminde kuşlar ve kaplumbaǧa aynı MFA’deki resimdeki gibi verilir: uçan iki kuşun gagalarıyla tuttuǧu bir dal parçasına aǧzıyla tutunmuş bir kaplumbaǧa havada uçarken tasvir edilmiştir. Ancak diǧer örneklerde resmin alt tarafından hayretle yukarı bakıp gökyüzünü seyreden insanlar buradaki gibi binalar arasında deǧil de doǧa içinde gösterilir. Parladır’ın tespit ettiǧi Kahire’de yapılmış Hümâyunname’deki resim dışında bir de Aǧa Han Müzesi’ndeki Envar-ı Süheyli’de hayvanları hayretle seyreden insanlar binalar arasında gösterilir. Bu eser 1593’de büyük bir ihtimalle Kazvin’de yapılmıştır.[2]
Parladır’ın makalelerinden bir diğer önemli nokta ise Boston’daki “Köpek ve Kemik” konulu resmin (resim. 16-17), daha doğrusu bu resmin ait olduǧu hikâyenin, Hümâyûnnâme’de olmadıǧı bilgisidir. Parladır’ın tespitlerine göre başka Kelile ve Dimne tercümelerinde ise bu hikâye vardır, dolayısıyla kendisi Boston’daki resimlerin Hümâyûnnâme’den değil de Kelile ve Dimne’nin başka bir tercümesinden çıktıǧı sonucuna varmıştır (Parladır 2016, s. 46-47). Bu da benim Londra’daki yazmanın dili ile ilgili tespitlerimi doğrulayan bir veri. Eǧer Boston’daki resimlerin Londra’daki sayfalarla aynı yazmadan çıktıǧı konusunda haklıysam, bunların Hümâyûnnâme’den değil, Kelile ve Dimne’nin başka bir tercümesinden olması gayet olasıdır. Hem edebi üslup hem de resim konusu açısından Londra’daki kısmi yazma Hümâyûnnâme’den ayrılır. Bir de resimli Hümâyûnnâme’lerin hepsinin İstanbul dışında yapılıp talik hatla yazıldıǧını de göz önünde bulundurursak incelediğimiz eserin onlardan farklı olması sürpriz olmasa gerek.
Kelile ve Dimne’deki “Köpek ve Kemik” konulu hikâye kitabın giriş bölümünde, Buzurjmihr’in Burzuyah’nın hayat hikâyesini anlattıǧı kısımdadır (Grube 1991, s. 152). Boston’daki diğer üç resim de bence Kelile ve Dimne’nin birinci bölümüne ait. Bunlardan biri karşılıklı konuşan iki kuşu gösterir (resim 18, 19) ve deniz kenarında yaşayan “Yaǧmur Kuşu”nun hikâyesindendir. “Yaǧmur Kuşu”, “Geveze Kaplumbaǧa” hikâyesinin çerçeve hikâyesidir aslında. Hikâyeye göre yumurtalarını bırakmak için güvenli bir yer arayan dişi yaǧmur kuşuna eşi yumurtaları deniz kenarına bırakabileceǧini söyler, ancak anne kuş bu fikri hiç beǧenmez. İşte resim bu konuyu tartışan karşılıklı durmuş iki kuşu gösterir. Ayaklarının altında kara olmasına raǧmen, resmin arka fonu mavi üzerine beyaz desenleriyle denizi tasvir eder. “Geveze Kaplumbaǧa” hikâyesi ise ana kuşun eşine anlattıǧı bir hikâyedir (resim 14). Boston’daki ikinci resim yaǧmur kuşlarının hikâyesinin bir sonraki kısmındandır (resim 20, 21). Deniz kabarıp da dalgalar yumurtaları aldıktan sonra baba yaǧmur kuşu kuşların kralı Simurg’dan yardım ister. Simurg da diǧer kuşların huzurunda yardım etmeye karar verir. Boston’daki resimde aynı mavi-beyaz fonun önünde Simurg ve öteki kuşlar tasvir edilmiştir.
Boston’daki son resimde de ortaǧını aldatan tüccarın hikâyesi resmedilmiştir (res. 22, 23). Bu da Kelile ve Dimne’nin birinci bölümünün sonlarında geçen bir hikâyedir. Hikâyede iki ortak tüccar buldukları altının bir kısmını bir aǧacın altına saklar. Ortaklardan biri ertesi gün gidip altını oradan çalar. Ancak birkaç gün sonra diǧer ortaǧın paraya ihtiyacı olur ve gidip altını beraber çıkarmayı teklif eder. Tabii beraber gittiklerinde aǧacın altından altın çıkmaz. Hırsız olan ortak diǧerini kandırmak için onu suçlar, “sen çaldın altınları” diye üzerine saldırır. Anlaşmazlıklarını çözüme ulaştırmak için bir kadıya başvururlar. Kadı kanıt istediǧinde, hırsız olan ortak “aǧaç bizim için şahitlik yapabilir, ne de olsa altını onun yanına gömmüştük” der.
Bu fikre haliyle şaşıran kadı yine de aǧaçla gidip konuşmayı kabul eder. Bu arada hırsız ortak babasını aǧacın içine saklar ve kadı geldiǧi zaman şahitlik edip altını oǧlunun deǧil diǧer ortaǧın çaldıǧını söylemesini ister. Kadı ertesi gün aǧaç ile konuşmaya gelip altınları kimin aldıǧını sorar. Aǧaç diǧer ortaǧın aldıǧını söyler. Konuşan bir aǧaç ile karşı karşıya olduǧu için şaşıran kadı gidip aǧaca yakından bakınca aǧacın içinde birinin saklandıǧını görür. İşte MFA’deki resim de tam bu anı gösterir. En solda bir aǧaç, aǧacın yanında iki ortak, biri mavi biri sarı giyinmiş, ortada ak sakallı büyükçe sarıklı bir kadı ve en saǧda da konuşan aǧacı hayretle seyreden üç-dört seyirci vardır, ki bunlardan biri şaşkınlıktan parmaǧını ısırmaktadır. Hem kadı hem ortaklar elleriyle aǧaca işaret ederek hikâyede önemli bir yeri olduǧunu gösterir.
Boston’daki bütün resimler kitabın ilk bölümündendir. Londra’daki yirmi yedi varaklık kısım ise kitabın son kısmından gelir. Peki, kitabın ortasındaki kısımlara ne olmuştur? Bilmecenin bu son kısmı bizi tekrar Paris’e, yani Boston’daki resimlerin satın alındıǧı şehre geri götürüyor. Francis Richard 2022’de yayınlanan bir makalesinde Paris’teki Oryantal Diller Okulu’nun (L’École des Langues orientales) kütüphanesinde (BULAC) bulunan ve Kelile ve Dimne’nin Osmanlıca çevirilerinin birinden çıkmış on dört sayfalık bir fragmanı tanıtır. Richard fragmanı aynı kitabın Paris’teki Bibliothèque Nationale de France’da bulunan otuz altı sayfalık bir başka kısmı ile ilişkilendirir (Richard 2022). Paris’teki bu iki yazma bildiǧim başka hiç bir Kelile ve Dimne çalışmasında geçmez, Grube 1991’de de yokturlar.
Paris’teki bu sayfalar Londra BL Or. 7354 ve Boston MFA’deki resimlerle aynı yazmadan çıkmış olmalılar. Bunu söylememin birkaç nedeni var. Öncelikle, Paris’teki sayfalar tezhip ve hat açısından Londra’daki yazmayla birebir uyuşuyor (bkz BULAC 205 resim 24-27 ve BNF suppl Turc 1243 resim 28-32). Aynı harekeli nesih, aynı zerefşanlı yazı zemini ve sayfa kenarlarında aynı üç tezhip modeli bu fragmanları birleştirmekte. İkinci olarak sayfa boyutları (BNF Suppl. Turc 25 x 16.5 cm; BULAC 205 25 x 15.7 cm) Londra’daki fragmanla neredeyse aynı. Hem üç fragmanın yazıları hem de Boston’daki resimlerin arkasında yazılı kısımlar 8 cm genişliǧinde olduğundan resimler de 8 cm genişliǧinde. En önemli noktalardan biri de Paris’teki resimlerin konusudur. BULAC’taki resimlerin konusunu makalesinde belirten Richard, Kelile ve Dimne’nin hangi bölümlerinden geldiklerini belirtmemiştir. Resimlere bu gözle baktıǧımızda, dördü de Kelile ve Dimne’nin ilk iki kısmından çıkmıştır. BNF’deki bölüm başlıkları ise şöyledir: Yaprak 8b’de “Bâb-ı çaharom: der rastı kerden-i şir ba Dimne ve helak kerden-i Dimne-ra” (Aslanın Dimne’yi Öldürmesi); yaprak 25a’da “Bâb-ı pencom: Der zag ve muş ve kebuter ve seng puşt ve ahu (Karga ve Fare ve Güvercin ve Kaplumbaǧa ve Ceylan). Buradaki sayfalar Richard’ın da belirttiği gibi yazmanın üç, dört ve beşinci bölümlerindendir. [3] Ancak Nasrullah Münşî’nin eserinde bunlar ikinci ve üçüncü bölümlerdir. Aynı Londra’daki yazma gibi Paris BNF’deki yazmanın da bölüm numaraları Nasrullah Münşî’nin Kelile ve Dimne’sinden farklıdır.
Resimleri üslup açısından Londra’daki sayfalarla karşılaştıracak olursak da, BNF suppl. Turc 1243 18a (resim 28) ve BL or. 7354 yaprak 9b (resim 2) resimlerinin arka plandaki duvar süslemelerinin aynı desenlerle, aynı şekilde yapıldıǧını görürüz. BULAC 205 6b (resim 24) ile BL Or. 7354 9b (resim 2) karşılaştırdıǧımız zaman ise hem kadın figürlerinin kıyafet ve yüz hatları, hem mimari öǧelerin bir kısmı, hem de kompozisyon açısından çok benzediklerini görürüz. Dahası, iki resimde de pencere içini dolduran bitkiler aynı üslupla boyanmıştır. Bu naif bitkiler, BL Or. 7354 13a’da da bulunur. Benzer şekilde, BULAC 205 varak 7a’daki aǧaçlar BL Or. 7354’teki aǧaçlardan farklı olsa da zemin tasvirleri aynı şekilde yapılmıştır.
Her ne kadar bazı resimler aǧır rötuş görmuş olsa da, dört koleksiyondaki sayfaların aynı yazmadan çıktıǧına şüphe yoktur. Bir olasılık yazmada birden fazla ressamın çalışmış olmasıdır. Diǧer olasılık ise (ki daha kuvvetli olduǧunu düşünüyorum), bozulan resimlerin daha geç bir dönemde daha acemice tamir edilmiş olmasıdır. Resimleri Nasrullah Münşî’nin metnine göre sıralayacak olursak önce BULAC sayfaları, Boston MFA resimleri, sonra tekrar BULAC’tan bir kısım, BNF’deki kısım ve en sonda Londra’daki kısımlar gelir.
Yani şöyle bir tablo ortaya çıkar:
Giriş:
Boston Museum of Fine Arts 14.557: Köpek ve Kemik (resim 16-17)
Bölüm 1: Aslan ve Boğa
BULAC Turc 205, yaprak 8a: Maymun ve Marangozun kerestesi (resim 26)
BULAC Turc 205 yaprak 11b: Kelile ve Dimne konuşuyor (resim 27)
BULAC Turc 205 yaprak 7a: Tilki ve Davul (resim 25)
Boston MFA 14.554: Geveze Kaplumbağa (resim 14, 15)
Boston MFA 14.558: Yaǧmur Kuşları (resim 18, 19)
Boston MFA 14.555: Simurg ve diğer kuşlar (resim 20, 21)
Boston MFA 14.556: Ağacın Şahitliǧi (resim 22, 23)
Bölüm 2: Dimne’nin Yargılanması
BULAC turc 205 yaprak 6b: Sanatçı ve Aldatan Karısı (resim 24)
BNF suppl. turc 1243 yaprak 18a: Cahil Hekim ve Sultanın Kızı (resim 28)
BNF suppl. turc 1243 yaprak 22b: Düzenbaz Kuşçu ve Yalancı Papağan (resim 29)
Bölüm 3: Gerçek Dostluğun Faydaları
BNF suppl. turc 1243 yaprak 26b: Avcının Ağına Takılan Güvercinler (resim 30)
BNF suppl. turc 1243 yaprak 29b: Karga ve Fare (resim 31)
BNF suppl. turc 1243 yaprak 33a: Yay Kirişi Yiyerek Ölen Obur Kurt (resim 32)
Bölüm 5: Maymun ve Kaplumbağa
BL Or. 7354 yaprak 6b: Çamaşırcının Eşeği ve Tilki (resim 1)
Bölüm 6: Zahit ve Gelincik
BL Or. 7354 yaprak 9b: Zahit, karısı ve gelincik (resim 2)
Bölüm 7: Kedi ve Fare
BL Or. 7354 yaprak 13a: Kedi ve Fare (resim 3)
Bölüm 8: Kral ve Kuş Finza (BL bölüm başlığı buna 10. Bölüm diyor)
BL Or. 7354 yaprak 19a: Padişah (ve belki de Kubbere isimli kuş) (resim 4)
Richard BULAC’daki sayfaların on dokuzuncu yüzyılda BULAC koleksiyonuna dahil olduǧunu yazar. Başlarında Türkçe dil bilgisi ile ilgili notlar bulunan birkaç sayfa Fransızca el yazısı da bulunur. Büyük olasılıkla, Osmanlıca öǧrenmeye çalışan Oryantal Diller Enstitüsü öğrencisi bir okura aittir bu notlar (Richard 2022, s. 361).
Paris, Boston ve Londra’daki ipuçlarını bir araya getirdiǧimizde on dokuzuncu yüzyılda Kelile ve Dimne konulu resimli bir yazmanın zarar görmüş sayfalarının ayrılıp, bir kısmından resimlerin kesip kurtarıldıǧını ve yazmanın Paris, Londra ve Boston’daki dört koleksiyona daǧıtıldıǧını anlıyoruz. Londra, Boston ve BNF’deki satın alma ya da bahşedilme tarihleri de bu hikâyeyi doǧruluyor. 1906-1912 seneleri arasında elinizdeki makalede incelenen eserin parçaları ilgili müze koleksiyonlarına dahil olmuştur.
Bu dört koleksiyondaki fragmanlardan elimizde on sekiz tane resim bulunuyor. Parladır’ın incelediǧi resimli Hümâyûnnâme’lerde ise resim sayısı çok daha yüksektir: TSMK H 359’da 30, BL Add. 15153’de 165, TSMK R 843’te 87 resim bulunur. Bir tek 10 minyatürle TSMK H. 357 bu makalede incelenen Kelile ve Dimne’den daha az resimlidir (Parladır 2016, 43-47). Boston’daki kuş resimleri daha nadir görülen konular olmalarına raǧmen, elimizdeki Kelile ve Dimne resimleri konu açısından bildiǧimiz Hümayûnnâme nüshalarından ya da Farsça Kelile ve Dimne’lerden çok da farklı deǧildir.
5. Sonuç
Richard makalesinde Paris’teki fragmanları resim üslûbu açısından 1580 ve 1590’larda yapılmış sultâni yazmalara benzetip, bir de deǧişik ama aynı derecede önemli noktaya deǧinmiştir. BULAC 205 numaralı yazmadaki “Tilki ve Davul” resminin İstanbul TSMK’de Revan 1022 numaraya kayıtlı Timurlu hami ve şehzade Baysunghur için 1429’da yapılmış Kelile ve Dimne’deki “Tilki ve Davul” resmine kompozisyon açısından ne kadar benzediǧinden bahseder (Richard 2022, s. 361). Burada parçalarını incelediǧimiz Kelile ve Dimne acaba R 1022’ye bakarak, hatta belki onun metnini tercüme ederek yapılmış olabilir mi? Bu hipotez ne kadar çekici olursa olsun, tartarken R 1022’deki “Geveze Kaplumbaǧa” ve “Aǧacın şahitliǧi” resimleri bizim incelediǧimiz kompozisyonlardan epeyce farklı olduǧunu da belirtmek gerekir, bu da böyle bir ilişkiyi daha az olası kılar. Tam cevabını bilemesek de yukarıdaki soruları akla getiren benzerlikler bize şunu gösteriyor: Yazmamız ilham kaynakları, görsel üslubu, edebi dili ve içeriǧi ile 16. yüzyıl sonu Osmanlı saray çevresinin ilgi ve beǧenilerini yansıtmaktadır. Yetenekli tezhib ustaları tarafından zengin bir şekilde süslenmis, resimleri de saray koleksiyonlarındaki yazmaları görme şansına erişmiş bir nakkaş tarafından yapılmıştır. Yıllar sonra zedelenmiş olduǧu için parçalanarak Avrupa’da koleksiyonerlere satılan eser halen hat ve tezhibinin güzelliǧiyle okuyucuları etkilemekte, ayrıca Kelile ve Dimne’nin hem Osmanlı İmparatorluǧunda hem de Avrupa’daki popülerliǧine şahitlik etmektedir.
GÖRSEL LİSTESİ
KAYNAKÇA
Ali Çelebi (2017). T. Bülbül (haz., Filibeli Alâaddîn Ali Çelebi), Hümâyûn-nâme, İncelemeMetin. Ankara: TÜBA.
Baǧcı, S., Çaǧman, F., Renda, G., ve Tanındı, Z. (2006). Osmanlı Resim Sanatı. İstanbul: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlıǧı.
Bobovi, A. (1985). “Description du Serail du Grand Seigneur par M. Girardin, ambassadeur de France à la Porte”, Bibliothèque Nationale, Paris Fr. nouv. mss. 4997, trans. C. G. Fisher and A. Fisher, “Topkapı Sarayı in the Mid-Seventeenth Century: Bobovi’s Description,” Archivum Ottomanicum 10: 5–81.
Cooperson, M. (2005) Ibn al-Muqaffa. M. Cooperson ve S. Toorawa (ed.), Arabic Literary Culture, 500–925 içinde (ss 150–163). Detroit: Thomson Gale.
Fetvacı, E. (2013). Picturing History at the Ottoman Court. Bloomington, IN: Indiana University Press.
Fleischer, C. (1986). Bureaucrat and Intellectual in the Ottoman Empire: The Historian Mustafa Âli. Princeton, N.J.: Princeton University Press.
Grube, E., ed. (1991). A Mirror for Princes from India: Illustrated Versions of the Kalila and Dimnah, Anvar-i Suhayli, Iyar-i Danish, and Humayun Nameh. Marg Yayınları, Bombay, Hindistan.
Howard, D. (2007). “Genre and Myth in the Ottoman ‘Advice for Kings’ literature”. V. H. Aksan ve Daniel Goffman, ed, The Early Modern Ottomans: Remapping the Empire içinde (s. 137-166). Cambridge, UK: Cambridge University Press.
Keegan, M. L., (2021). “‘Elsewhere lies its meaning’: the vagaries of Kalīla and Dimna’s Reception”. Poetica 52:13-40
Keegan, M. L., ve Gruendler, B., (2023). “Before and after Ibn al-Muqaffa”: Introduction to the Special Issue on (Un)declared Co-Authorship in the Kalīla and Dimna Textual Tradition. Journal of Abbasid Studies, 9, 1-7. https://doi.org/10.1163/22142371-00802010;
Nasrullah Munshi (2019) Kalila and Dimna, Farsçadan tercüme eden Wheeler Thackston. Hackett Publishing Company, Inc., Indianapolis, IN ve Cambridge, Mass..
Parladır, Ş. (2016). “Ali Çelebi’nin Hümayûnnâmesi ve Resimli Nüshaları”. Türkiye Bilimler Akademisi Kültür Envanteri Dergisi (14): 27-55.
Richard, F. (2022). “Une version illustrée de Kalila wa-Dimna en Turc Ottoman”. (Eloïse Brac de la Perrière, Aïda el Khiari and Annie Vernay-Nouri, ed.), Les périples de Kalila et Dimna: Itinéraires de Fables Dans les Arts et la Littérature du Monde İslamique içinde (s. 357-371). Brill: Leiden.
Riedel, D. (2010) “Kalila and Demna i. Redactions and Circulation”. Encyclopaedia Iranica Online (Cilt XV, Fas. 4, ss. 386-395)
Sohrweide, H. (1981). “Das Enîs el-Qulûb, Ein verschollenes Werk des Historikers Muṣṭafâ ʿÂli”. VIII. Türk Tarih Kongresi (Ankara, 11-15 Ekim 1976). Kongreye Sunulan Bildiriler, 3. Cilt içinde (II: 983-991). Ankara.
Thackston, W. (2019). “Introduction. Nasrullah Munshi, Kalila and Dimna”, Translated from the Persian by Wheeler Thackston içinde (ss. ix-xxi). Indianapolis, IN ve Cambridge, Mass.: Hackett Publishing Company, Inc.

